Block title
Block content

“Sonra katî bildim ki, âhir ömre kadar mücahede-i nefsiyenin sevabdar devamı için, nefs-i emmârenin ölmesi üzerine onun cihazatı damarlara ve hissiyata devredilir...” cümlesinin geçtiği paragrafı açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ben bir zaman enãniyetini bırakmış ve nefs-i emmâresi kalmamış büyük evliyadan şiddetli bir surette nefs-i emmâreden şikâyet ettiğini gördüm, hayrette kaldım. Sonra kat'î bildim ki, âhir ömre kadar mücahede-i nefsiyenin sevabdar devamı için, nefs-i emmârenin ölmesi üzerine onun cihazatı damarlara ve hissiyata devredilir, mücahede devam eder. İşte o büyük evliyalar, bu ikinci düşmandan ve nefsin vârisinden şikâyet ederler."(1)

"Hayli zaman sonra, nefs-i emmârenin kendi desaisinden başka, daha şiddetli ve daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden ve heves ve damar ve âsab, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan ve nefs-i emmârenin son tahassungâhı bulunan ve nefs-i emmâreyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören ve mücahedeyi âhir ömre kadar devam ettiren bir mânevî nefs-i emmâreyi gördüm."(2)

Allah, insanın mahiyetine nihayetsiz terakki ve tedenni edecek istidat ve kabiliyetler vermiştir. İnsanın vazifesi ise; bu terakki yolunda istidatlarını nemalandırıp inkişaf ettirmektir. Bu inkişaf ise, mücadele ve mücahede ile mümkündür. Bu yüzden Allah, insana nefis, heva, şeytan, vehim gibi düşmanları musallat etmiştir. İnsan bu düşmanlar ile mücadele ettikçe, mahiyetindeki istidatlar inkişaf eder, istidatlar inkişaf ettikçe de terakki ve tekemmül eder.

İşte bu terakki ve tekemmülün devamı için, nefis birtakım ağır riyazet metotları  ile öldürülmüş olsa bile, Allah, nefsin vazifesini görecek yeni düşmanları insana musallat ediyor. Ta ki terakki ve tekemmül yolu açılsın ve devam etsin. Nefislerini tamamen öldürüp ıslah etmiş büyük zatların, nefisten şikayet etmeleri bundandır.

Nefsin asaplara devretmesi ise; nefsin görev ve misyonunu başka bir cihaz-ı maddinin devralması olarak anlayabiliriz. Bunun keyfiyet  ve mahiyetini bilemememiz önemli değildir. Zira eserlerinden anlaşılıyor. Tıpkı ruhun mahiyetini bilemememize rağmen, eserlerini çok iyi bilmemiz gibi.. Asab ve damarları, nefis gibi kesif olan bedenin yani cesedin, cismani arzu ve hassasiyetleri olarak anlayabiliriz. Üstad'ın heves, damar, âsab, tabiat ve hissiyat halitası tabiri maksada işaret eder. Yani insan mahiyetinde farklı farklı bulunan cismani bazı aza ve cihazların karışımından hasıl olan mecazi bir nefis demektir. Bu mecazi nefsi oluşturan temel unsurlar insanın arzu ve istekleri, cesedin sinir ve damarları, tenperverlik buna örnek verilebilir.

Tabiat ve hissiyat denilen şey ise; insanın yaratılıştan gelen meyil ve duygularıdır. İşte  Allah, hikmeti gereği bunları birleştirip terakki ve tekemmülün devamı için insana yeni bir düşman oluşturuyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.
(2) bk.  Kastamonıu Lâhikası, (148. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Üçüncü Şuâ | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2689 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...