Block title
Block content

Sonsuz Allah, sonlu ve sınırlı mevcudatla nasıl izah edilebilir? "Allah'ın ilmi ve kudreti sonsuzdur." diyoruz; ama sınırlı olan eşya ile nasıl ispatlayabiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bizler kendimizdeki mizancık ve ölçücüklerle Cenab-ı Hakk'ı tanımaya gayret gösteriyoruz. Mesela, biraz bilgi sahibi isek "ve fevke külle zi ilmin alim" ayetini hatılayarak, her bilenin üzerinde başka bir bilgi sahibinin bulunduğunu biliriz. Kendimizdeki güç ve kuvvetten yola çıkarak Rabbimizin sonsuz bir güce sahip olduğunu görmekteyiz. Yine görme ve işitmemiz sınırlı ve kısıtlı, bundan da anlıyoruz ki her şeyi işiten ve gören bir zatın bulunduğunu derk edip anlarız. (ve hüve semi'un basir)

İşte kâinatta da tüm mevcudat ve varlıklar bir sani'a ve bir yaratıcıyı hatıra getirerek, bunların birileri tarafından yaratıldığını, kendi kendilerine var olamayacaklarını anlamaktayız. Risale-i Nur'dan iki bölümü istifadenize sunarak mevzumuzu noktalıyoruz:

"Üçüncü İşaret:"

"İsm-i Ferd'in tecelli-i a'zamıyla kâinatı birbiri içinde hadsiz mektubat-ı Samedaniye hükmüne getirip, her mektubda hadsiz hâtem-i vahdaniyet ve pek çok mühr-ü ehadiyet basılmış gibi, her bir mektubun kelimatı adedince ehadiyet mühürlerini taşıyor ve o mühürlerin adedince kâtibini gösteriyor."

"Evet her bir çiçek, her bir meyve, her bir ot, hattâ her bir hayvan, her bir ağaç birer mühr-ü ehadiyet ve birer sikke-i Samediyet olduklarını ve bulundukları mekân ise bir mektub suretini alması cihetiyle her biri bir imza şeklini alır; o mekânın kâtibini gösteriyor."

"Meselâ: Bir bahçede bir sarı çiçek, o bahçe nakkaşının bir mührü hükmündedir. O çiçek mührü kimin ise, bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, o zâtın kelimeleri hükmünde olduğuna ve o bahçe dahi onun yazısı olduğuna, açık bir surette delalet ediyor. Demek oluyor ki; her bir şey, umum eşyayı Hâlıkına isnad edip, a'zamî bir tevhide işaret ediyor." (1)

"Yirmi Dokuzuncu Pencere:"

"Bir bahar mevsiminde, garibane, mütefekkirane seyahata gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken, parlak bir sarı çiçek nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarı çiçekleri derhatır ettirdi."

"Şöyle bir mana kalbe geldi ki: Bu çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, onun mühürleridir, sikkeleridir. Şu mühür tahayyülünden sonra şöyle bir tasavvur geldi ki:"

"Nasıl bir mühür ile mühürlenmiş bir mektub; o mühür, o mektubun sahibini gösterir. Öyle de; şu çiçek, bir mühr-ü Rahmanîdir."

"Şu enva'-ı nakışlarla ve manidar nebatat satırlarıyla yazılan şu tepecik dahi, bu çiçek Sâniinin mektubudur."

"Hem şu tepecik dahi bir mühürdür. Şu sahra ve ova bir mektub-u Rahmanî hey'atını aldı. İş bu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Her bir şey, bir mühr-ü Rabbanî hükmünde bütün eşyayı kendi Hâlıkına isnad eder. Kendi kâtibinin mektubu olduğunu isbat eder."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a.
(2) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dokuzuncu Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...