Block title
Block content

SOSYALİZM

 
Sosyal teşkilatlanmayı eşitlik ölçüsüne göre düzeltmeyi hedefleyen teori.

Sosyalizm, özellikle Fransız İhtilâlinden sonra gelişen ferdiyetçi ve hürriyetçi (liberalist) sistemlere karşı bir tepki olarak doğdu. Sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki eşitsizliği, servet ve refah farklarını ortadan kaldırma iddiasında olan Sosyalizm, daha çok ekonomik bir çerçeve içinde; yani servetin üretimi, tüketimi, paylaşılması ve dağıtımı açısından ele alınmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Sosyalizmi meydana getiren şartlar büyük önem arzetmektedir. Batı dünyasında hızla yayılan Liberal demokrasi ve Kapitalizmin belli bir süre sonra hemen her alanda yetersiz ve adaletsiz bir ortam oluşturdu.

Sosyalizm, öncelikle Liberal Kapitalist düzenin adaletsizliklerine karşı çıkmak ve isyan etmekle ezilen geniş halk kesimleri arasında büyük kabul gördü. Böylece Sosyalizmin ilk temel karakteri, kurulu düzeni adaletsiz, çağ dışı ilân etmesiyle ortaya çıktı. Buna göre Sosyalizm, Liberal Kapitalist düzenin mülkiyet ve çalışma kurumlarını yetersiz ve adaletsiz bulduğu için, değiştirmek ve onun yerine geçmek isteyen bir rejim hâlini aldı. Bu hâliyle Sosyalizm, Kollektivizmin zaman içinde fiiliyata geçmesi ve uygulanması şeklinde tanımlanmaya başlandı.

Kapitalist sistemler, özel mülkiyet, piyasa ekonomisi ve kâr esasına dayanan bir sistem kurmuştu. Bu düzen, başta Fransız İhtilâli olmak üzere bir dizi tarihî gelişmenin ve sanayileşmenin ürünüydü. Sosyalizm de bu düzene antitez olarak tasarladığı düzenini, tarihî şartların meydana çıkardığı bir düzen olarak gördü. Sosyalistler bu düzenin de tıpkı Kapitalist düzen gibi ihtilâl sonucu kurulacağı iddiasını dile getirdiler.

Sosyalizmin ikinci esas dayanağı da, ekonomik faaliyetlerin özel sektörden kamuya, kişilerden topluma aktarılmasıdır. Bu anlamda Sosyalizm, uygulamada mevcut olan üretim araçlarının tümünü, yahut büyük bir kısmını toplumun şuurlu ve yönetici durumunda olan organlarına bağlama amacını güder. Bu sistemde üretim araçları toplumun mülkiyetine geçecek, neticede özel mülkiyet yerine kollektif ve sosyal mülkiyet kurumu oluşturulmuş olacaktır.

Sosyalizme göre kollektif mülkiyetin sadece toplumun malı yapılması da yetmez. Aynı zamanda, bu mallar toplumun hizmetinde olmalıdır. Yani kârın hizmetinden çıkarılıp çalışanın (işçinin) hayat standardını artırıcı hâle getirilmelidir.

Sonuç olarak Sosyalizm, objektif tarih şartları içinde Kapitalizmi takip ederek onun yerine geçme iddiasıyla ortaya çıkan bir düzendir.

Diğer yandan Sosyalizmi benimseyenler arasında zaman içinde büyük farklılıklar gözlenmiştir. Sosyalistler bazı ana fikirlerde birleşseler de, bu hedeflere nasıl ve hangi yollarla ulaşacakları konusunda, yani uygulayacakları metotlar hakkında ayrılığa düştüler. Bu ayrılıkların sonucu olarak Ütopik Sosyalizm, Bilimsel Sosyalizm, Kürsü Sosyalizmi, Hıristiyan Sosyalizmi, Devrimci Sosyalizm, Reformcu Sosyalizm, Demokratik Sosyalizm gibi kavramlar ortaya çıktı.

Sosyalizmin ciddî anlamda bir yönetim şekli olarak ilk defa 1917 İhtilâliyle Rusya’da kuruldu. Takip eden yıllarda Orta ve Doğu Avrupa’da yaygınlaştı. Orta ve Doğu Avrupa, Arnavutluk, Bulgaristan, Çekoslovakya, Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Yugoslavya’da Sosyalizmin uygulama şekli Komünist rejimler hep 1943-1944 yıllarında başladı. Daha sonra doğu ve uzak doğuda Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Kuzey Vietnam, Moğolistan, Küba vb. gibi ülkelerde yaygınlaştı. Batı ve uzak doğuyu yarım asır etkisi altında bulunduran Sosyalizm, Türkiye’de ilk defa 1910 yılında resmen adını duyurdu ve “Osmanlı Sosyalist Partisi” adıyla Sosyalist Hüseyin Hilmi tarafından bir parti kuruldu.

1980'li yıllarda ise Gorbaçov bu sistemden bazı tavizlerde bulunmak zorunda kaldı. Hak dağıtmak için ortaya çıkan siyasî rejim, 75 yıl boyunca bir zulüm düzeni hâline dönüşmüş ve 1991’de ömrünü tamamlayarak büyük ölçüde tarih sayfalarındaki yerine çekilmiştir.
Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2007 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...