Block title
Block content

"Âlemin elbette bir müdebbiri ve şu muntazam memleketin bir mâliki, şu mükemmel şehrin bir sahibi, şu musannâ sarayın bir ustası vardır. Biz çalışmalıyız, Onu tanımalıyız." peygamber gönderilemezse dahi, insanlar Allah’ı bilmeli mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstat Hazretleri,

 “…Her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdat cihetinde iki küçük pencere, Kadir-i Rahim’in bârigâh-ı Rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir.”(1)

buyururlar. Yine bir başka risalesinde şu hakikat dersi verilir:

“Akıl tatil-i eşgal etse de nazarını ihmal etse, vicdan Sanii unutamaz. Kendi nefsini inkar etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir.”(2) 

Bu ifadeler Şems Sûresindeki şu âyet-i kerîmelerden alınan birer ilhamdırlar.

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip sonra da ona hem kötülüğü, hem (ondan) sakınmayı ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”(Şems, 91/7-9)

İtikat imamlarımızın da ittifakıyla kendisine kitap inmemiş ve bir  peygambere muhatap olmamış kişiler ehl-i necattırlar. Bu gibi kimseler bir yaratıcıya inanmaktan sorumludurlar, fakat diğer iman hakikatlerini, ibadetle ilgili hükümleri kendi akıllarıyla bilemeyeceklerinden sorumlu değildirler. İmam Eş’arî Hazretleri böyle bir kişinin, kendi başına, Allah’ın maddeden, mekândan münezzeh olduğunu da bilmesinin mümkün olamayacağını bunun için de böyle bir kimsenin kendisini bir yaratan olduğuna inanmakla birlikte taşa da tapsa ehl-i necat olacağını kaydeder.

Demek oluyor ki, peygamber olmaksızın Allah’ın varlığını bilmek bir derece mümkün olsa bile, O’nu tanımak için mutlaka kitap ve resul lazımdır. Yâni, Allah’ın isimleri, sıfatları, şuunatı, razı olup olmadığı şeyler, emir ve yasakları vahiy nuru olmaksızın bilinmez.

Bunun içindir ki, o emin arkadaş  diğer kişiye “Biz çalışmalıyız, Onu tanımalıyız.” diyor. Yâni, bu memleketin bir sultanı olduğunu bilmek başka, onu tanımak daha başkadır. İman-ı billah ‘Allah’a iman etmek’, marifetullah ise ‘Allah’ı tanımak’ demektir. Allah’a inandığını söyleyen bütün batıl din mensupları ve dalalet fırkaları da hep “O’nu tanıma noktasında” doğru yoldan ayrılmışlardır; Hıristiyanların teslis inancı gibi.

Kur’ânın bir hülasası olan Fatiha Sûresinde önce bütün medih ve senanın Allah’a ait olduğu beyan edildikten sonra, marifetullah dersleri verilmeye başlanır: Allah’ın Rabbü’l-âlemîn olduğu, Rahmân ve Rahîm olduğu, din gününün yegane sahibi olduğu anlatılır. Bu âyetler Allah’ı tanıma noktasında birer örnektirler,  Kur’ânın tamamında ise bu marifet dersi diğer yönleriyle daha geniş bir şekilde verilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...