"Şu âlemde cism-i zîhayatın inkıraza ve mevte mahkûmiyeti ise, varidat ve masarifin muvazenesizliğindendir. Çocukluktan sinn-i kemâle kadar varidat çoktur. Ondan sonra masarif ziyadeleşir, muvazene kaybolur, o da ölür." ilmi açıdan nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünyada gelir-gider dengesi bozulduğu zaman ölüm kaçınılmaz bir hale gelir. Yani insan bedeninde gelir azalır, gider artarsa ki, buna yaşlanma deniyor, o zaman beden belli bir noktadan sonra ölür ve dağılır.

Öyle ise bedenin devamlı ve daimi olabilmesi için gelir ve giderin sürekli denge ve daimilik içinde olması gerekiyor ki, buna devr-i daimi tabiri kullanılmıştır. Yani gelir gider dengesinin sürekli korunması demektir.

Dünyada hayat sistemi ebedi bir tasarıma uygun olmadığı için, burada vücutların devam ve bekasını temin edecek gelir gider dengesi yoktur. Yani bebeklikten kırk yaşına kadar gelir fazla, kırk yaşından sonra gider fazla olduğu için, bir müddet sonra insanın bedeni tamamen harap olup dağılıyor.

Ahiret yurdunda bedenin bu gelir gider dengesi sabit ve dengede olacağı için ölüm, zeval ve bozulmak manası bedene ilişemeyecektir. Bedenden az bir gider olsa, o giderin yerini dolduracak olan gelir hemen ulaşıp ve oradaki dengeyi temin edecektir.

Nasıl ekonomide gelir gider dengesi temin edilemeyince iflas kaçınılmaz oluyor ise, aynı şekilde dünya hayatında beden ekonomisinin gelir gider dengesi kasıtlı bir şekilde bozulduğu için, beden bir müddet sonra iflas ediyor. Bu dengesizlik ahiret yurdunda olmayacağı için orada bedenler ebedi bir hayata mazhar olacaktır.

İnsan bedeni kırk yaşına kadar doğup, gelişip, büyür ve olgunlaşır; kırk yaşından sonra ise düşüşe geçer. Bilimde buna "yaşlanma süreci" denir. Yaşlanma ve ölüm hususunda bilimsel birçok teoriler vardır.

Bir grup ilim adamı; yaşlanma hakikatinin genetik bir program mahsulü olduğunu ileri sürerken, başka bir grup canlı organizmayı teşkil makro moleküller arasında rastgele meydana gelen hata ya da hasarların birikimi neticesinde yaşlanma hâdisesinin ortaya çıktığını savunmaktadır. Tabiî bunların hepsi bir nazariyedir.

Durum nasıl olursa olsun, hakikat şu ki insan; hayatının ilk yarısında gelişip büyüyor, son yarısında ise eriyip bitiyor. Bizim kanaatimiz de yaşlanma hakikatinin; genetik bir program mahsulü olduğu yönündedir. Yani Allah, her insanın genetik yapısına yaşlanma ve ölme kanununu koymuş...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...