Block title
Block content

Şu an harici bir vücudumuz var, ama yaratılmadan önce sadece ilmi vücudumuz vardı. Yani yaratıldıktan sonra esmaya daha fazla mazhar oluyoruz. İlmilik nasıl asıl oluyor? Sadece ilmî olunca, vücud-î haricî olmaya göre bir noksanlık yok mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sübut-i İmi, ayan-ı sabit, vücud-u İlmi tabirleri yaklaşık olarak aynı manaya geliyorlar. Biz bu meseleyi ayan-ı sabit tabiri üzerinden izah etmeye çalışalım.

Ayan: Bir şeyin zatı, esası, özü ve mahiyeti manasına gelen, aynı zamanda kesret manasını da  ifade eden bir kelimedir. Sabit kelimesine izafe edilmesi ise, adem-i mutlaktan müberra olmasına delalet içindir.

Allah’ın Zat-ı Akdesi ile beraber isim ve sıfatlarının da ezeli ve ebedi olması, mutlak yokluk ve hiçlik manasını ve ihtimalini ortadan kaldırıyor. Zira vacibü'l-vücud ile mutlak yokluk manası iki zıttır. İki zıttın beraber bulunması ise muhaldir. Bu yüzden, Vacibü'l-Vücut Olan Allah ezeli varlığı ile  adem-i mutlakı mahv  etmiştir. O zaman her şey, ister mevcud olsun, ister madum olsun, Allah’ın ezeli ve ebedi ilminde sabit ve daimdir.

Evet, her şeyin ve her mevcudun iki cephesi vardır. Birisi, mahiyet ve zatı; diğeri ise, hariçteki vücudu ve suretidir, yani, cismani boyutudur. Her şeyin aslını ve özünü teşkil eden ise, zatı ve mahiyetidir. Bu da Allah’ın ezeli ve ebedi ilminde manevi ve ilmi olarak mevcuttur. Buna vücud-u ilmi de denir.

Şayet, Cenab-ı Hak, ezeli irade ve kudreti ile, ilminde sabit olan bu mahiyetlere ve asıllara harici bir vücut verirse, o zaman ilmîlik ve manevilikten mahlukat ve şehadet alemine intikal etmiş olurlar. Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri ile, eşyanın kaderdeki ilmi vaziyetlerinin ne şekilde olduğunu, nasıl ince ve latif bir hayata mazhar olduğunu beyan ediyor:

"Elbette alem-i gayb, yani mâzi, müstakbel, yani geçmiş ve gelecek mahlûkatın hayat-ı mâneviyeleri hükmünde olan intizam ve nizam ve mâlûmiyet ve meşhudiyet ve taayyün ve evâmir-i tekviniyeyi imtisâle müheyyâ bir vaziyette bulunmalarını sırr-ı hayat iktizâ ediyor."(1)

Yani biz maddi aleme gelmeden önce, kaderdeki ilmi varlık boyutunda da mahiyetini bilemediğimiz bir hayata mazhar idik. Zira hayat bütün alemlerde bir çeşit tecelli etmiştir. Bu tecelli eden hayatın mahiyeti de tecelli ettiği aleme göre farklılık arz eder. Maddi alemdeki hayat ile kader dairesindeki hayatın mahiyeti aynı değildir.

Kaderde manevi ve ilmi bir varlığa sahip olan ve gelecekte maddi aleme intikal etmeyi bekleyen mevcudat, kaderin mahiyetine uygun ve latif bir hayata mazhariyetleri var, ama bizim şu maddi hayatımız gibi değildir. İkisini iyi temyiz etmek gerekir. Vefattan sonra zaten yeni, ikinci ve daha mükemmel bir hayata kavuşacağımız bilinen bir hadisedir. Ahiretteki hayat dünya hayatının daha inkişaf ve terakki edilmiş bir halidir.

Varlıkların kuvvet ve zaaf yönünden muhtelif tabakaları vardır. Nuraniyete yakın olan varlık tabakaları, madde ve kesif olan varlık tabakalara nispetle daha kuvvetli ve daha kayıtlardan azadedir. Yani varlık tabakaları içinde en zayıf ve kararsız olanı kesif olan maddi ve cismani tabakadır. En kuvvetli ve devamlı olan varlık tabakası ise, madde ve cisimden münezzeh olan Allah’ın varlığıdır.

Allah’ın varlık mertebesi, bütün varlık mertebelerinden kıyasa gelmeyecek şekilde daha kuvvetli ve münezzeh olmasından dolayı sair  varlık sahalarında tedbir ve tasarruf ederken, mutlak bir kolaylık ve zahmetsizlik içinde tasarruf eder. Mahluk olan varlık mertebelerindeki kayıt ve maniler Allah için geçerli değildir.

Vücud-u Harici: Maddi ve kevni vücuttur. Vücutlar içinde en kayıtlı ve hantal olan vücuttur. Mertebe olarak vücudun en kesifi ve en zayıfıdır.

Vücud-u İlmi: Mahlukatın ve eşyanın Allah’ın ezeli ilmindeki sabit ve daimi formudur. Bu ilmi vücut maddi ve kevni vücuttan daha rasih ve daha sağlamdır. Hatta bazı tasavvuf ve felsefe erbabı; "Hakiki vücut ilmi vücuttur,  maddi ve kevni vücutlar bu vücudun zayıf ve yok hükmünde bir yansımasıdır." demişler. Üstad Hazretleri, maddi alemi bir kısım tasavvuf ve felsefe erbabı gibi inkar etmiyor, ama ilm-i vücutların kevni vücutlardan daha sağlam olduğunu da söylüyor.

Vücud-u Misali: Maddi ve kevni vücutların misal aleminde imaj ve suret olarak yansımasıdır. Mesela bir taş, misal aleminde imaj olarak bir dağ gibi yansır. Böyle olunca, misal alemi maddi aleme nispetle daha hafif ve daha kararsız bir vücut formudur.

Ayna da aynen misal alemi gibi maddi vücutların bir imaj ve suret mahallidir, varlığı maddeye bağlıdır. Yani bir ateşin aynadaki yansıması ateşin kendinden daha sağlam demek, doğru olmaz. Böyle olunca, aynada yansıyan şeylere ilmi vücut demek yanlış olur. Aynadaki görüntü maddenin hususiyetsiz, temessülsüz bir yansımasıdır. Mesela, aynadaki ateş imajı insanı yakmaz, ama ateşin kendisi yakar. Demek aynadaki ateş gerçek ve ilmi bir varlık değil, misali ve zayıf bir görüntüden ibarettir.   

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Teoman Keskin
Yukarıda yer alan "Vücud-u Harici: Maddi ve kevni vücuttur. Vücutlar içinde en kayıtlı ve hantal olan vücuttur. Mertebe olarak vücudun en kesifi ve en zayıfıdır.- ifadelerinin gözden geçirilmesi gerekiyor."Kezâlik, (((((vücud-u vücubî))))) daha kavi, daha râsih, daha sabittir. Belki de vücud-u hakikî, (((((vücud-u haricî))))) ondan ibarettir." MESNEVİ-İ NURİYE'DE -zeyl-üz-zeyl 'de geçen bu tanım gerçek vücud-u harici'nin VACİB-ÜL VÜCÛD'un VÜCÛDU olduğunu tasrih ediyor. O halde "tahakkuk etmiş vücudu" bulunan her mevcud için vücud-u harici sahibidir diyebiliriz..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Harici ifadesi sakıncalı bir ifade olur bir öz var birde bu özün harici vücudu var anlamını akla getirir ki bu vücutta ikiliğe yol açar. Bu yüzden Allah için harici vücut ifadesini kullanmak sakıncalıdır. Allah'ın vücudu mürekkep olamaz Onun vücudu besatet sahibidir. Haricilik kavramı dahilik kavramının zıddıdır dolayısı ile bu ikircikli ifadeleri Allah hakkında kullanmak yanlış olur kanaatindeyiz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
salihadem
Vücud-u harici yalnız insanların zihninde olmayıp zihinlerden bağımsız olarak dışarıda, gerçekte var olan şeylerin vücududur. Böyle olunca vücud-u harici deyince ilk akla gelen Cenab-ı Hakk'ın vücudu yani varlığı olmalıdır. Teoman Bey bu konuda haklı. Hatta bu kullanımın zararsız olduğunu gösteren şeylerden biri, büyük muhakkik İmam-ı Rabbani Hz.'lerinin şu sözleridir: "Hariçte olan Cenab-ı Hakk'ın Zatı ve sekiz sıfatıdır." Direk alıntı yaparsak: "Hariç mertebede ise, Zat-ı Akdes'ten ve onun sekiz sıfatından başkası yoktur. Şimdi, bu durumda, mevcudat için, üç mertebe zuhura gelmiştir. Şöyle ki: a) Vehim mertebesi. Bu mertebe, bu dünya hayatında bulunan pek çoklarının nasibidir. Enbiya, bütünüyle, bu mertebeden hariç bulunmaktadır. Keza, melâike-i kiram dahi onlar gibidir; zira bunların vücudu, uhrevi hayat vücuduna münasiptir. Evliya-ı izamdan dahi, pek azı bu devletle müşerref olmuşlardır. Ve vehim mertebesinden kurtulup işin özüne mülhak olmuşlardır. b) Nefs-i emir (işin özü veya aslı) mertebesidir. Bu mertebede, yüce Vacibiyet sıfatları ve ef'ali vardır. Melâike-i kiram dahi, bu mertebede mevcut olmuşlardır. Uhrevi hayat vücudu dahi, bu mertebede sabittir. Keza enbiya ve evliyadan pek azı bu mertebeye çıkarlar. Ancak fark şu ki: Şanı yüce Vacib sıfatları bu makamın merkezinde bulunmaktadır. Ki bu, oranın en şerefli parçasıdır. Sair mevcudat dahi, bu merkezin etrafında ve civarında bulunmaktadırlar. Yani istidadlarına göre. c) Hariç mertebedir. Burada mevcut olan zattır ve sekiz vacibiyet sıfatıdır. Şayet bir fark var ise, o da merkez ve merkezin gayrı itibarına göredir. Zira en şerefli olan, Zat-ı Akdes'e bağlanandır." Mektubat-ı Rabbani, 512.Mektup
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...