Block title
Block content

"Şu garib ve acip mahluklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?" diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı." cümlesini özellikle hilkat hükumeti kavramını izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

HİLKAT HÜKÜMETİ:

İşârâtü'l İ'caz'ın başında Kur'an'ın anasır-ı esası tespit edildikten sonra fenn-i hikmetle hilkat hükümeti arasındaki muhabereden bahsedilir. Hikmet, yaratılanların yaratılışını, nereden gelip nereye gittiğini, bu dünyada ne işinin olduğunu sorgular. Hikmet yani sanat, bu bakımdan bir soru sorma makamı, hilkat hükümeti de sorulara cevap veren mahlukat şeklinde anlaşılmalı. Hilkat hükümeti, Melaike, Ruhaniyat ve benzeri mahluklar olabilir. Diğer bir ifadeyle Masivaullah dediğimiz Cenab-ı Hakk'ın dışındaki her şey kasdediliyor olabilir.

Bunların başında da Melaikeler, cinler ve saireler gelmektedir. Bu sorulara en vâzıh ve açık cevabı da kaynağını vahiyden alan Peygamberimiz (asm) verir. O, cevabında buyuruyor ki; "Ey hikmet, bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelînin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahluklardır..." Yani bizler, adem oğulları olarak, yokluktan yaradılıp ahiret yurduna giderken, bu nurlu ve hayatlı dünya memleketine uğramış bulunmaktayız.
Burada da vazifemiz bittiğinde, ahirete doğru olan yolculuğumuz devam edecektir.

Kur'an-ı Kerim de, Cenab-ı Hakk'ın "Biz" dediği yerlerde sebeplerin kullanımı da söz konusudur. Mesela, Kur'an'da geçen bazı ayetlere baktığımızda Kur'anın indirilişi ve insanın yartılışı anlatılmaktadır. Kur'anın indirilmesinde Hz. Cebrail (a.s.), insanın yaratılmasında ise anne ve babası sebep olarak görev yapmaktadır..

İşaratül İ'cazda geçen bahsi aynen istifadenize sunuyoruz.

"Evet benî-âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mâzinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celbetti: "Şu garib ve acip mahluklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?" diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı. Ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:

Hikmet: Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?
Bu suale, benî-âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev'-i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevabta bulundu:

Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrâyı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re's-ül malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelî'den risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelî'nin risalet beratı olarak bana verdiği Kur'an-ı Azîmüşşân elimdedir. Şüphen varsa al, oku!"
(bk. İşarat-ül İ'caz, Fatiha Suresi)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

nurcan
Lütfen hakkınızı helal edin.Kıt anlayışımla soruma verdiğiniz cevabı anlayamamışım.Bir abi teferruatlı bir şekilde anlatınca cevabınızın ne kadar isabetli olduğunu anladım.Daha önce yorum olarak gönderdiğim metni de yayınlamazsanız sevinirim.Nurları okumaya daha yeni başlayan kardeşlerin kafaları karışmasın.Hatta mümkünse sorumu da değiştirerek cevabınıza yakışır bir hale getirebilirsiniz.Tekrar hakkınızı helal edin.Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...