Block title
Block content

"Şu görünen umumî âlemde her insanın hususî bir âlemi vardır. Bu hususî âlemler, umumî âlemin aynıdır. Yalnız umumî âlemin merkezi şemstir. Hususî âlemlerin merkezi ise şahıstır..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Şu görünen umumî âlemde her insanın hususî bir âlemi vardır. Bu hususî âlemler, umumî âlemin aynıdır. Yalnız umumî âlemin merkezi şemstir. Hususî âlemlerin merkezi ise şahıstır. Her hususî âlemin anahtarları o âlemin sâhibinde olup letâifiyle bağlıdır. O şahsî âlemlerin safveti, hüsnü ve kubhu, ziyası ve zulmeti, merkezleri olan eşhasa tâbidir."

Güneş hem dünyamıza, hem aya hem de diğer gezegenlerine ışık saçar. Bu muhteşem ışıktan bize düşün hisse gözümüzü aydınlatan, yolumuzu gösteren ve şehrimizi karanlıktan kurtaran kısımdır. Keza, atmosfer bütün  canlıların imdadına koşarken, bu büyük ve şümullü  nimetten bize düşen hisse aldığımın nefeslerdir.

Yine yer keremiz, sayısız denecek karar çok canlıya bineklik yapar, onları sırtında taşır, bu binekten bize deşen hisse ayaklarımı bastığımız topraklardır.

Bütün bunlar bizim hususî dünyamızdır. Bu maddî dünyamız bizim ruh âlemimizle şekillenir. Üstat hazretlerinin verdiği örneği hatırlayalım:

“Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neşeli, müjdeli ve kemâl-i neşesinden gülen bir adam, kâinatı neşeli, güler gördüğü gibi;..” Lem’alar

Biz üzülünce kâinatımız hüzünlendiği, güldüğümüzde o hususi dünyamız da neşelendiği gibi, biz ibâdet ettiğimizde o dünyamızla birlikte ibâdet ederiz, onun yardımıyla bu ulvi görevi yapmamız mümkün olur ve o da bu ibâdetten manen hisse alır, memnun olur. Günahlara girdiğimizde de o hususi dünyamızı hatalarımıza,  yanlışlarımıza ortak etmiş oluruz.

“Evet,  âyinede irtisâm eden bir bahçe; hareket, tegayyür ve sâir ahvâlinde âyineye tâbî olduğu gibi, her şahsın âlemi de merkezi olan o şahsa tâbidir. Gölge ve misâl gibi…”

Kendi hususi dünyamızın, bizim kalb ve ruhumuza şekillenmesi  “güneş  ve ayna” örneğiyle açıklanıyor. Elimizdeki aynayı bahçemize tuttuğumuzda baçemiz o aynanın kabiliyeti kadtar ışık alıyor. Öte yandan,  aynamız puslu ise bahçemizin ışığı da silik ve soluk oluyor.

Aynı hakikate diğer örnek olmak üzere “gölge ve misâl gibi.” buyruluyor. İnsanın gölgesi bedenine tabi olduğu gibi bizim hususî dünyamız da kalbimize göre şekillenir.

İnsan bu hakikati sürekli olarak dikkate almalı ve iyi bilmelidir ki, günah ve isyanlarla kararan bir kalb, insanın hususi dünyasını da karartır. Üstadımızın ifadesiyle o dünyanın “bütün yıldızlarını küsufa tutturur” ve onları Kur’ân nurundan, hidayet güneşinden ışık alamaz hale getirir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 891 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...