Block title
Block content

Şu insan-ı ekber olan dünyanın eceli taayyün etmemiş midir? Nasıl bir müphemiyet var ki her asır kendisini kıyamete yakın hissetmiştir. Bununla ilgili birkaç misal verebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evet, kıyamet vakti taayyün etmemiştir. Nitekim birçok ayette bu konu öyle bir üslupla işlenmiştir ki her an kıyamet kopacakmış gibi bir his uyandırmaktadır. Ancak bunun ne zaman olacağının bildirilmemesiyle ve özellikle alametlerine dikkat çekilmesiyle her insana, her asra ders verilmiş oluyor:

“Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun zamanını Ondan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir.” (A'raf, 7/187)

“Kıyametin zamanı hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez.” (Lokman, 31/34)

“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” (Necm, 53/57)

“Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!” (Muhammed, 47/8)

“Fakat, ne yazık ki, insanların çoğu (kıyametin geleceğine) inanmazlar.” (Mü'min, 40/59)

Peygamber Efendimiz (asm) de Hz. Cebrail’in kıyametin ne zaman kopacağıyla ilgili soruya, “Soru sorulan kişi, soruyu sorandan daha bilgili değildir.” demiş, ancak kopmasından önce vuku bulacak bazı olayların onun yaklaştığının alâmetleri sayılacağını haber vermiştir.(1)

Ayrıca, Efendimiz, âhir zaman peygamberi ve son nebî olması dolayısıyla, kıyamete yakın bir zaman diliminde gönderildiğini açıklamış(2), bir hadisinde de şöyle buyurmuştur:

"Ben kıyametin kopacağı aynı saatte gönderildim. Ancak, şunun şunu geçmesi gibi ben kıyamet saatini geçip biraz evvel geldim!" buyurdular ve orta parmağı ile şehadet parmağını gösterdiler."(3)

Âyetlerden ve hadislerden de anlaşılacağı üzere, kıyametin vaktinin belli olmaması ve yakın olmasının hatırlatılması, insanları ikaz ve irşad etmek; gafletten uyanmasını sağlamak, tövbeye teşvik etmek ve ahirete hazırlık yapmalarını sağlamak içindir.

Bu hikmetin bir gereği olarak, Peygamber Efendimiz (asm)'in vefatı, Kudüs’ün fethi, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın şehit edilmesi, Cemel ve Sıffîn olayları, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi, Fâtımî ve Karâmita fitneleri, ayrıca belli yerlerde vuku bulmuş bazı depremler birer kıyamet alameti olarak görülmüştür.(4)

Ölüm ve kıyametin tarihi belli olsa, o tarihe kadar geçen sürecin ilk yarısı gaflet içinde, son yarısı ise büyük bir huzursuzluk ve endişe içinde geçer. İnsan ilk yarıda "Ölüme daha çok var." der dünyaya dalar, son yarıda da ölüm korkusu ile hayatı çekilmez olur.

Bu durumları ortadan kaldırmak için; Allah, ölüm ve kıyameti gizlemiş. Ölüm ve kıyametin gizli olması, imanı sağlam olan bir insanı sürekli teyakkuz içinde bırakır, sürekli Allah’ı hatırlar. Kıyamet de aynı ölüm gibidir, her an kopma riski olursa insanlar ahirete yönelir, ahiret için çalışmaya bir müşevvik bulur.

Bazı ayet ve hadislerdeki işaretlerden istihraç ederek, kıyametin vaktiyle ilgili bazı bilgilere ulaşan zatlar ise, kıyametin vaktinin gizli kalmasının hikmetini tam anladıklarından ve ona uygun bir hayat sürdüklerinden bu durum onlara bir zarar vermemiştir.

Örneğin sahabeler kıyametin dünyaya bakan cihetinden değil, ahirete bakan cihetinden faydalanmak için hemen kopacak gibi telakki etmişler. Zaten kıyametin müphem ve gizli olmasının sırrı; insanın her an teyakkuz içinde olup, ölümün ahireti hatırlattığı gibi ahireti hatırlatması içindir. Sahabeler nefsini ıslah etme noktasında kıyametin bu argümanını kullanmışlar. Bizim gibi dünyamız harap olacak diye bir endişeye düşmemişler.

Biz her şeye dünya merkezli bakarken, sahabeler ahiret merkezli bakmışlar. Onlar kıyamet kopabilir endişesi ile sürekli ibadet ve taat ile meşgul olup kalplerini ahirete çevirmişler. Biz kıyamete sadece süfli dünyamız elimizden gider kaygısı ile bakıyoruz maalesef. Üstad Hazretleri bu inceliğe dikkat çekiyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, Îmân, 37.

(2) bk. Buhârî, Talâķ, 25, Rikak, 39; Müslim, Fiten, 132-135.

(3) bk. Tirmizî, Fiten 39.

(4) bk. el-İşâa li-eşrâti’s-sâa, s. 3, 70, 87.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Dal, Sekizinci Asıl | Yazar: Ahmet ÇOLAK (Dr) | Okunma Sayısı: 1644 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...