Block title
Block content

"Şu kainatın tılsımını açan amentu billah ve bilyevmil ahir..." ifadesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’a ve ahirete iman esası, şu içinde yaşamış olduğumuz kainatın bütün sırlarını ve çıplak akıl ile anlaşılması mümkün olmayan hadislerin iç yüzlerini açan ve anlamlı kılan bir anahtar gibidir. Bütün sırlar ve muammalar; ancak imanın bu iki temel rüknü ile çözümlenir, manidar şekle bürünür. Bu hakikati birkaç misal ile somut hale getirelim.

Mesela; ölüm, insanları ebedi olarak yok eden bir idam değildir. Ölüm, insanların kaybolup bir daha varlık alemlerine çıkamayacağı hiçlik de değildir. Ölüm, fanice yaşayıp bir daha varlık alanına gelmemek üzere gitmek de değildir. Ölüm, bir daha toplanmamak üzere ceset ve cismin dağılıp sönmesi değildir. Ölüm, dost ve ahbaplardan ebedi olarak ayrı düşmek de değildir. Ölüm, tesadüfen yok olmak da değildir. Ölüm, kendiliğinden olan ve varlık alemini dağılmaya götüren failsiz bir fiil de değildir.

Bu paragrafta; Allah ve ahiret inancı ile ölüme bakılmaz ise, ölüm nasıl çözülmez bir düğüm, ne dehşet verici bir muamma olduğu tasvir ediliyor.

Ölüm, her fiilin sahibi olan Allah’ın, kasıtlı ve intizamlı olarak yarattığı bir terhistir, bir mekan değişimidir. Yani meşakkatli ve sıkıntılı dünya hayatından, lezzet ve istirahat yeri olan cennete gitmektir. Ölüm, ebedi saadet yurdu olan ve insanın asıl vatanı hükmünde olan cennete bir sevkiyattır.

İnsanın mahiyetine dikkat ile bakıldığında, dünya için değil, ahiret için yaratıldığı anlaşılır. Beka aşkı, cami fıtrat, nihayetsiz arzu ve emeller dünya için değil, ahiret içindir. Ölüm yüzde doksan dokuz ahbap ve dostların toplandığı berzah alemine açılan bir kavuşma kapısıdır. İşte ölümün hakikati budur. Bu paragrafta ise; Allah ve ahiret inancının ölümün iç yüzünü ve insanlarca çözülemeyen muammasını kaldıran bir iksir, bir anahtar olduğu tasvir ediliyor.

"Evet bütün hakiki saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır, onlar onsuz olamaz." cümlesinde; Allah’ı tanımayan ve onu sevmeyen gerçek saadete, gerçek sevince, gerçek nimete, gerçek saf lezzete ulaşamaz demektir. Demek gerçek saadet, sevinç, nimet ve lezzet, Allah’ı tanımak ve onu sevmek ile mümkündür.

Mesela; kainatın şefkatli ve hikmetli bir Allah tarafından tedbir ve terbiye edildiğini düşünmekte büyük bir lezzet ve saadet vardır. Zira bütün aciz ve zayıf yavruların rızıklarını mükemmel bir şekilde ve vakti vaktine temin edilmesini ve onların güzelce terbiye edildiğini bilmek elbette tesadüf ve tabiat fikrinden daha hoş daha mantıklı ve daha güzel bir düşüncedir.

Şayet Allah yok deyip, bütün her şeyi tesadüfe ve tabiata havale etsen, kalbin ve ruhun sürekli endişe ve karanlık içinde kalır. Zira milyonlarca yavrunun şefkatli bir  şekilde terbiye edilmesini ve hikmetli ve güzel bir şekilde rızıklandırılmasını tesadüfe ve tabiata havale etmek ve bundan emin olup telaşlanmamak mümkün görünmüyor. Halbuki insan; ancak emin olup telaşlanmadığı zaman mesut ve bahtiyar olur. İşte saadet ve mutluluğun anahtarı, Allah’a iman edip ona muhabbet etmektir. 

Demek Allah’a iman esası, şu kainatın sırlarını açan ve gerçek saadeti temin eden hakiki ve nurani bir anahtar hükmündedir ki, bütün sırlar ve muammalar; ancak bu iman esası ile açılır ve vuzuha kavuşur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yedinci Söz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 6390 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...