Block title
Block content

"Şu kâinattaki dehşetengiz ve hayretnüma hadsiz faaliyet, iki kısım esma-i İlahiyeye istinad ederek iki hikmet-i vâsia içindir ki, herbir hikmeti de nihayetsizdir..." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Öyle de وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى şu kâinattaki dehşet-engiz ve hayretnümâ hadsiz faaliyet, iki kısım esmâ-i İlâhiyeye istinad ederek iki hikmet-i vâsia içindir ki, herbir hikmeti de nihayetsizdir:"

"Birincisi: Cenâb-ı Hakkın Esmâ-i Hüsnâsının had ve hesaba gelmez envâ-ı tecelliyâtı var. Mahlûkatın tenevvüleri, o tecelliyâtın tenevvüünden geliyor. O esmâ ise, daimî bir surette tezahür isterler. Yani nakışlarını göstermek isterler. Yani, nakışlarının aynalarında cilve-i cemallerini görmek ve göstermek isterler. Yani, kâinat kitabını ve mevcudat mektubatını ânen feânen tazelendirmek isterler. Yani, yeniden yeniye mânidar yazmak ve herbir mektubu, Zât-ı Mukaddes ve Müsemmâ-yı Akdes ile beraber bütün zîşuurların nazar-ı mütalâasına göstermek ve okutturmak iktiza ederler."(1)

Allah’ın isim ve sıfatları, kendi mana ve güzelliklerini kainat sahnesinde görmek ve göstermek istiyorlar. Sahnede göstermek ise eşyanın sürekli hareket ve tazelendirilmesini gerektiriyor. Çünkü bir sahnenin sürekli durağan ve stabil bir şekilde kalması, hem seyircileri sıkar hem de diğer mana ve güzelliklerin görülmesi ve gösterilmesi önünde bir engel teşkil eder.

Mesela, bir sinema filminde bir sahne sürekli takılıp kalsa, seyirciler usanır, filmi izlemek onlara bir eziyet olur. Oysa sahneler sürekli değişse hem bir keyif hem bir heyecan hem de bir sürpriz olur. Çünkü her sahne ayrı bir değer ayrı bir güzellik barındırıyor. Kainat da tabiri yerinde ise bir sinema şeridi gibidir; Allah, kendi isim ve sıfatlarını hem görmek hem de seyircilere göstermek için sahneleri sürekli yeniliyor hareketle değiştiriyor. Kainattaki faaliyetin, hareketin aksiyonun en önemli sebeplerinden birisi bu husustur.

"İkinci sebep ve hikmet: Nasıl ki mahlûkattaki faaliyet bir iştah, bir iştiyak, bir lezzetten geliyor. Ve hattâ her bir faaliyette kat'iyen lezzet vardır. Belki her bir faaliyet bir nevi lezzettir. Öyle de Vâcibü'l-Vücuda lâyık bir tarzda ve istiğnâ-yı zâtîsine ve gınâ-yı mutlakına muvafık bir surette ve kemâl-i mutlakına münasip bir şekilde, hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve hadsiz bir muhabbet-i mukaddese var."

"Ve o şefkat-i mukaddese ve o muhabbet-i mukaddeseden gelen hadsiz bir şevk-i mukaddes var."

"Ve o şevk-i mukaddesten gelen hadsiz bir sürur-u mukaddes var."

"Ve o sürur-u mukaddesten gelen, tabir caizse, hadsiz bir lezzet-i mukaddese var."

"Hem o lezzet-i mukaddeseden gelen hadsiz terahhumdan, mahlûkatın, faaliyet-i kudret içinde ve istidatları kuvveden fiile çıkmasından ve tekemmül etmesinden neş'et eden memnuniyetlerinden ve kemallerinden gelen ve Zât-ı Rahmân-ı Rahîme ait, tabir caizse, hadsiz memnuniyet-i mukaddese ve hadsiz iftihar-ı mukaddes vardır ki, hadsiz bir surette hadsiz bir faaliyeti iktiza ediyor."

"İşte, şu hikmet-i dakikayı felsefe ve fen ve hikmet bilmediği içindir ki, şuursuz tabiatı ve kör tesadüfü ve câmid esbabı, şu gayet derecede alîmâne, hakîmâne, basîrâne faaliyete karıştırmışlar, dalâlet zulümatına düşüp nur-u hakikati bulamamışlar."(2) 

Kainattaki faaliyetin, hareketin, aksiyonun en önemli ikinci sebep ve hikmeti ise, Allah’ın şuunat-ı mukaddesidir.

Allah’ın kendi sanatını İlahi bir nazarla seyretmesi ve bundan ulvi ve mukaddes bir keyif almasına şuunat-ı İlahi deniliyor. Tıpkı bir sanatkârın kendi sanatına bakıp büyük bir keyif ve lezzet alması gibi.

“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır.” hakikatinden hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın her bir fiilini icra etmekte, her bir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir.

Sonsuz cemal ve kemalin gözlemlenme ve müşahede edilme isteği Allah’ın bir şuunatı ve İlahi bir keyfiyetidir. Tabir biraz dar biraz riskli ama şunu diyebiliriz ki, Allah, kendini görmek ve göstermekten İlahi bir lezzet ve keyif alıyor, bu yüzden mahlukatı icat etmiş ve sürekli faal kılıyor.

Evet, Allah ezelden ebede kadar kendi güzellik ve mükemmelliğini zaten seyredip bundan kendi zatına yakışır bir şekilde bir keyif ve lezzet-i mukaddese almaktadır. Mütebessim bir çiçeğe baktığında insan nasıl bir keyif ve lezzet alıyorsa, sonsuz kemal ve cemale bakmanın verdiği sonsuz keyif ve lezzet-i mukaddes nasıl olur bir parça kıyas edilmelidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Sekizinci Mektup.

(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Mesele-i Mühimme | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 676 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Adem68474

İki kısım Esma'dan maksat Esma ve Şuunat-ı İlahiye midir, izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Birisi isimler diğeri ise şuunattır diye anlıyoruz. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...