Block title
Block content

"Şu mevcudat bir fabrikanın, bir kasrın, bir muntazam şehrin eczaları ve efradları gibi bel bele verip, birbirine karşı muavenet elini uzatıp, birbirinin sual-i hâcetine 'Lebbeyk, başüstüne' derler." Yardımlaşma yanında çarpışmalar da görülüyor. İzahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kainatta, yardımlaşma gerçeği güneş gibi açıktır, inkârı mümkün değildir. Bu konuda Üstat Hazretlerinin verdiği harika misallerin hiçbirinin aksini ispat etmek aklen imkânsızdır. Meselâ, bitkilerin aç olan hayvanların imdadına koşmalarına kim mücadele diyebilir?!. Hayvanların insanlara hizmet etmelerine ve ihtiyaçlarını görmelerini kim mücadele olarak kabul edebilir?!. Gıda maddelerinin hücrelerin imdadına koşmaları cidal kabul edilebilir mi?!.

Sayılamayacak kadar çok yardımlaşma örnekleri yanında bazı mücadele sahneleri de görülmektedir. Ancak, bunlar birincilere göre, dikkate alınmayacak kadar azdır.

Bu mücadeleler başlıca iki sahada kendini gösterir: Birisi insan nefsinin doymak bilmeyen hırsı, diğeri ise hayvanlar âleminde görülen rızık kavgaları.

İnsan, mahiyeti itibariyle hem cennetteki ulvi derecelere, hem de cehennemdeki azap menzillerine adaydır. Bu konuda çok yönlü  bir imtihan geçirmektedir. İmandan ve ibadetten imtihan olduğu gibi, güzel ahlâk konusunda da önemli imtihanlara tabi tutulur. Bu çok yönlü ahlâk imtihanının  bir yönü de “adalet ve zulüm” şıklarından hangisini tercih edeceğidir.

İşte dünyanın fani ve kısa, ahiretin daha hayırlı ve baki olduğundan gaflet eden insan nefsi, hırs, haset, kin, adavet, kıskançlık gibi kötü huyların esiri olduğunda, insaf ve adalet çizgisinden sapmakta ve zulme girmektedir. İşte bu noktada, zulmetmek isteyen kesimle, buna engel olmak isteyen karşı taraf arasında bir mücadele kaçınılmaz olur.

Bu, dünya imtihanının bir sorusudur. Her imtihanda olduğu gibi bunda da kişi adaleti veya zulmü, netice itibariyle de cenneti yahut cehennemi seçmekte serbest bırakılır. Bu serbestliğin bir sonucu olarak da birçok zulüm tabloları boy gösterir.

İkinci mücadele, hayvanların rızık kavgalarında kendini gösterir. Özellikle, vahşi ve yırtıcı hayvanların zayıf hayvanları parçalayarak yemelerinde çok acı bir tablo sergilenir. Ancak, konuya şu şekilde nazar ettiğimizde bir derece rahat edebiliriz:

Cenab-ı Hak hayvanları et yiyen ve ot yiyenler olmak üzere iki grupta yaratmıştır. Ot yiyenlerin bitkileri yerden koparıp yemelerinde bir mücadele söz konusu olmuyor. Zira, bitkiler zaten onlara bir sofra olarak hazırlanmışlar ve bu görevi memnuniyetle yapıyor gibi bir halleri var.

Hayvanların birbirlerini yemelerini zahiren çirkin gören insan, bir de bunun aksini düşünse çok daha çirkin bir tabloyla karşılaşacaktır. Yani, hayvanları başka hayvanların yemediklerini, bütün hayvanların sadece ot yediklerini düşündüğümüzde ölen hayvanların cenazeleri yeryüzünü dolduracak ve çok çirkin ve bir o kadar iğrenç bir manzara ortaya çıkacaktı.

O halde, hayvanların birbirlerini yemeleri hikmete uygun düşüyor. Her nefis ölümü tadacağına göre, hayvanların bir kısmının ölümleri diğer kısmına rızık olmakla gerçekleşmiş oluyor. O parçalanıp yenilen hayvanın bir an için bundan kurtulduğunu düşünelim. Bu durumda fazla bir kazancı olmayacak, sadece dünyada biraz daha fazla yaşayacak, biraz daha fazla yiyip içecek, sonunda yine ölecektir. Bu fazla zaman içinde, insanlarda olduğu gibi, faydalı ameller işleyip ahretteki makamını artırması söz konusu değil. Ruhları zaten baki. On Yedinci Söz’de ifade edildiği gibi, ahirette bu ruhların, ebediyenbir mükâfat-ı ruhaniyevebir ücret-i maneviyeleri olacak.

Hayatı veren Allah olduğu gibi, ölümü veren de yine O’dur. Hayvanlar arasındaki bu rızık mücadelesi sonunda bazı hayvanların ölümü tatmaları da O’nun takdiri iledir. Öyle olmasa, güçlü hayvanların dünyayı istila etmesi ve zayıfların neslinin tükenmesi gerekirdi. Gerçek durum bu zannı desteklemez, hatta bazen aksini ispat eder. Bizim acıdığımız o zayıf hayvanlar vahşi bir hayvan tarafından parçalandığı ana kadar hayatını sürdürmüş, annesinden doğduğunda hiçbir şeyden habersiz iken İlahi rahmetle hem beslenmiş, hem korunmuş, belli bir süre ömür sürmüş, kendine mahsus tesbihini yapmış, böylece ahiretteki ebedî lezzetleri tatmaya namzet olmuş, sonra ömür dakikaları son bulduğunda her canlı gibi o da ölümü tatmış ve buna bir yırtıcı hayvan sebep olmuştur.

Konuyu böyle değerlendirmek ve Üstat Hazretlerinin şu hakikat dersini nefsimize iyice hazmettirmek gerekiyor, tâ ki şefkatini yanlış kullanarak İlâhî takdir hakkında yanlış düşüncelere sapmasın:

“Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gadabından fazla gadap edilmez.” (Sözler, Lemeât)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...