Block title
Block content

"Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbirine iltibas eder." imkan-ı zati ile zihnyi birbirine karıştırarak vesveseye düşmeyi izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmkan-ı zati: Bir şeyin zatında alabileceği mümkün olan tüm haller.

İmkan-ı zihni: Bir şeyin insanın zihninde alabileceği tüm ihtimaller ve imkanlar.

Bu tariflerden yola çıkarak şöyle bir şey söylemek mümkündür. Bir şeyin zatında mümkün olan bir halinin, ille de o anda zihinde de mümkün olmasını gerektirmez. Bu konu ile ilgili bir kaç misal vermeye çalışalım.

1. Mesela, bir yakınımızın şu anda ölmesi mümkündür. Bu imkan-ı zati, yani zatında ölebilme ihtimali onun hakikaten ölme anlamına gelmez.

2. Bir harita uzmanı bir Türkiye haritası çizmek istiyor. Bu haritayı yaparken zatında mümkün olan şeylerin zihnen de o anda olduğunu zannederse o zaman ne olur. Mesela, herhangi bir gölün zatında batması mümkündür. İşte bu adam her gölün zatında mümkün olan batma ihtimalini ve imkanını nazara alıp, ona göre batıştır diye haritasını yapmaya çalışsa, o zaman yapacağı harita kesinlikle doğruyu yansıtmayacaktır. 

Örnekler, daha da artırılabilir. İşte Üstadımız bu konuyu vesvese bahsinde çok mükemmel işlemektedir. Yani, "Şu düşündüğün şeyler, zatında mümkün olsa da hakikaten var olmadıklarından dolayı, sen kendi zihninde olmuş gibi kabul edip kendi kendini yiyorsun" dersini veriyor.

"Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbirine iltibas eder. Yani, birşeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkuk tevehhüm eder. Halbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki; imkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zarûret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ, şu dakikada Karadeniz'in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki, yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şüphesiz biliyoruz; ve o ihtimâl-i imkânî ve imkân-ı zâtî, bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ, şu güneş, zâtında mümkündür ki, bugün gurûb etmesin veya yarın tulû etmesin. Halbuki, bu imkân, yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez."(1)

İmandaki şek meselesi ise, imkân-ı zâtîden gelen ihtimaller, o yakîne münâfi değil ve o yakîni bozmaz. İlm-i usul-i dinde kavâid-i mukarreredendir ki, اِنَّ اْلاِمْكَانَ  الذَّاتِىَ لاَيُنَافِى الْيَقِينَ الْعِلْمِىَ  Meselâ,  Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakînimiz var. Halbuki, zâtında mümkündür ki, o deniz, bu dakikada batmış olsun. Ve batması mümkinattandır. Bu imkân-ı zâtî, madem bir emâreden neş'et etmiyor; zihnî bir imkân olamaz ki, şek olsun. Çünkü, yine ilm-i usul-i dinde bir kaide-i mukarreredir ki, "Bir emâreden gelmeyen bir ihtimal-i zâtî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki şüphe verip ehemmiyeti olsun." (2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz.

(2) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...