Block title
Block content

"Şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?" cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur."

"Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar."

"Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur."(1)

İman, hakikatleri insana gösteren bir nur ve bir ışıktır. Şayet iman nuru ve ışığı, insanın olaylara bakışında rehber olmaz ise, olayların manasını ve hakikatini kavrayamaz.

Mesela; inkar ve küfür nazarında ölüm bir hiç ve bir yokluktur.  Zamanın akıp gitmesi, varlıkları yokluk derelerine yuvarlayan dehşetli bir sel gibidir. Geçmiş, varlıkların yokluk mezarlığı hükmündedir. Gelecek ise, karanlık ve insanın başına hangi musibetleri getireceği bilinmeyen bir endişe noktasıdır.

İman nazarında ölüm ise; saadeti ebediyenin başlangıcı, daimi bir memlekete açılan bir kapı hükmündedir. Zamanın akıp gitmesi ise; askerlikteki terhis gibi, vazifesini bitiren manasını gösteren, varlık aleminin kararlı ve daimi bir memlekete; yani vatanı aslileri olan cennete gitmek için bir vasıta ve araçtır. Aynı şekilde imanının nazarında geçmiş yokluk kuyusu değildir, hiçbir mahluk varlıktan sonra ebedi hiçliğe gitmiyor.

Gelecek ise; karanlık ve insana endişe üreten bir nokta değil, bilakis vazifesini bekleyen ve varlık alemine çıkmayı bekleyen plan ve programlarla doludur. İşte imanın nuru ve bakış açısı, olayların ve nesnelerin hakikat-i halini ve gerçekliğini, insanın nazarına takdim ediyor. İman hayata ve nazara, nur ve ışık oluyor. 

Küfrün nazarında insan sahipsiz, amaçsız, başıbozuk, avare dolaşan bir canavar iken, imanın nazarında sahipli, amaçlı ve bir gaye etrafında hareket eden aziz bir misafir, ulvi bir halife-yi zemindir. İnsanın kalp ve kafasında iman yoksa, dünyanın bütün saltanatı onun olsa bir işe yaramaz, manevi cihazlarının boşluğunu dolduramaz.

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

zKıyasz
Okutmaya ve teşvik etmek maksadlı parçalar için metin analizi lütfen yapmayınız, maksat o insanın en çaresiz halini tasvir edip nefsi bir çare buldurmaya iten bölümlerdir. Nefs elemi görünce elbette akıl hikmete koşar. 20. Mektubun 2. parçası aklı çalıştırıp bu karanlık içinde tevhid ve Marifet-i Sani için bir yol arasın...Bu parça için izah olamaz, bu karanlık içinde o kari ve okuyucu ağlasa daha iyidir...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
zKıyasz
Mutluluk ve şekavet mabeynindeki farkı belirleyen nefsimin sahibini bilmesidir ey nefsim...Biliyor musun bilmiyorum. Ama hakiki olarak bilsen, ya bilkuvve ya billfiil bir saadete mazharsın...Bunu da bilsen bu da sana kafi gelir ey nefsim. Kanaatın gelmediyse hakikatı aramalısın ey nefsim...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...