Block title
Block content

"Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur." ile "Sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker." cümlelerini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, Kur'ân'ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mes'uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur. Seyyiat, tahribat nev'inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir, müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibritle bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünkü hasenâtı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlâhiye; ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahip olur."(1)

İyilik ve hayırlar vücudi olduğu için insanın bunlarda hakkı ve müdahalesi, sadece yok hükmünde olan basit iradesini meylettirmesidir. Yani hayır ve iyiliklerde yüz adet iş varsa bunun doksan dokuzunu yaratıp hazırlayan Allah, bir tanesi de insana bakar ki oda cüzi iradesini o yolda sarf etmesidir. Öyle ise hayırda sual ve dai yani hazırlayan ve sunan, yapan ve eden insan değil Allah’tır. İnsan sadece iradesi ve duası ile hayra sahip olabilir, yoksa yaratma ve ihzar etmek noktasında hiçbir katkısı yok demektir. Üstad Hazretleri bu manayı “Sual ve cevap, dâi ve sebep, ikisi de Haktandır.”şeklinde tasvir ediyor. Yoksa hayırda sıfır katkı sağlıyor demiyor. İnsanın basit ve cüzi de olsa hayırda bir hissesi vardır, lakin bu hisse hayra sahip çıkacak, ona temellük edecek kadar kuvvetli bir hisse değildir.

İnsan hayrın yüz işinden doksan dokuzunu icat edip yaratabilirse o zaman ona sahip çıkabilir, yoksa sahip çıkması dalalet ve sapkınlıktır. Hayrı yaratan, onu arzulayan duyguları insana takan ve hayrın oluşmasında gerekli şartları ve zeminleri ihzar eden Allah olunca elbette "hayra sebep ve dai, sual ve cevap odur" denilir.

"Fakat seyyiâtı isteyen nefs-i insaniyedir: ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki, beyaz, güzel güneşin ziyasından bazı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden yine Haktır. Demek, sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker. Hakka ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır."(2)

Lakin günahlar ve şerler vücudi değil ademidir, bu sebeple kula verilir. Yani bir günah ve şerrin oluşmasında hayırda olduğu gibi  yüz şart gerekmez, bir şartın olmaması onun var olması için yeterlidir. Bu manayı anlamak için yine yüz adet iş misalini verelim; şerde yüz adet iş varsa birisi Allah’a ait, geri kalan doksan dokuzu da kula aittir. Tabi buradaki "doksan dokuz iş" müspet ve vücut noktasında değil, menfi ve ademi noktadır. Yani bir şerrin oluşması için hayırda olduğu gibi bir çok sebeplerin yaratılması gerekmiyor; bir sebebin yaratılması yeterlidir ki burada bu bir sebebi de yaratan yine Allah’tır; lakin şerre sebep ve dai insandır. Yani şerrin oluşmasına ve neticesinde büyük yıkımların olmasına sebep olan insanın vazifesizliği ve eylemsizliğidir.

Gemi dümencisinin dümeni terk etmesi, nasıl gemiyi batırmaya yetiyorsa şerde de insanın vazifesini terk etmesi şerrin teşekkülünde yeterlidir. Şerre sebep olan vazifesizliktir, vazifesizlik ise eylem ya da amel değil ki yaratılmaya muhtaç olsun. Öyle ise insanın şerde eli uzun, hayırda ise kısadır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...