Block title
Block content

"Sure-i Vet-Tin'i manasını merak edip soruyor." İslam Deccalının Tin suresini merak etmesini nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Öncelikle İslam aleminde çıkacak olan Deccal bütünü ile dinden habersiz ve dine mesafeli değildir. Bu yüzden Kur’an ve onun sureleri hakkında malumat sahibi olması yadırganacak bir şey değildir. Hatta İslam düşmanları İslam dinini imha etmek için İslam hakkında çok kapsamlı ve geniş malumat sahibi olabilirler, tarihte bunun misalleri çoktur.

İkinci olarak, Deccal münafık bir şahıs olacak, İslam görünecek ama İslam’ı içten imha etmeye çalışacaktır. Üstad Hazretleri bu manaya şu ibareleri işaret ediyor

"Bunun bir tevili şudur ki: İslâmların Deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır."(1)

Üçüncü olarak, Deccal ve Süfyan kendilerini deccal ve süfyan olarak bilmeyecekler. Kendilerini bir devlet adamı, bir kurtarıcı bir inkılapçı şeklinde bilip öylece bilinecekler. Kendini fena birisi, kötü bir şahıs olarak görmeyecek, tam aksine kendini en iyi ve en üstün bilecek; Tin suresini kendine yakıştırması da bundan dolayıdır. Üstad Hazretleri bu manayı şu şekilde izah ediyor:

"Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzûlü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar."(2)

Beşinci Şua'dan aynen aldığımız ikinci hadiseden de anlaşılacağı gibi, Tin Suresi'nden hemen sonra gelen Alak Suresi'ndeki (innel insâne layetğa) âyeti cifir ve mana itibarıyla o şahsın hem zamanına, hem şahsına işaret ettiğini ve o şahsın istidracıyla o işareti kendisiyle alakadarlığını hissedip manasını sormak istediğini, fakat yanlışlıkla bir önceki surenin manasını sorduğunu anlıyoruz.

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, Beşinci Şua.
(2) bk. a.g.e.

 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
kendisiyle neden alakalı zanneder?bilgi varmıdır?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bu hususta net bir malumat olmamakla birlikte kibir ve enaniyeti "ahsen-i takvim" ifadesini kendi üzerine almak istemiş olabilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
cemdemir
Bu şahıs üstada bu soruyu nerede ve ne zaman sormuş? Özellikle bu soru için üstadın yanına mı gelmiş ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
" İkinci hadise: O İslâm Deccalı, "Sûre-i vettîni vezzeytûni" mânâsını merak edip soruyor" diye çoklar nakletmişler. Bu ifadeden yola çıkacak olursak soru üstada değil ortaya soruluyor ve ne zaman ve kime sorulduğuna dair bir netlikte bulunmuyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
O yıllarda ;belki de gelecek nesillere yazılı belge bırakmamak için bazı bilgiler matbuatta veya resmi kayıtlarda yazılmamış/yazılması bir çeşit sansür edilmiş veya çok gizli kayıtlarda yer almıştır.1937- 38 Dersim vakası,1928-29Ağrı bölgesi olayları buna misaldir.Sorulardan anladığım kadarıyla kardeşlerimiz duydukları sahih bazı rivayetlerin daha çok yazılı belgesi olup olmadığını merak ediyorlar.Sahih diyorum,çünkü vaktinde merak edip o bilgilerin doğruluğunu farklı kaynaklardan dinlemiş ve doğru olduğuna kanaat getirmiştim. Muhtemelen 1931 yılında (tahmini) vuku bulan hadiseden sonra çok keskin bir kırılma ile Velid Bin Mugire nin durumuna benzer bir vaziyetin ortaya çıktığını söyleyebiliriz.Zira Müddesir suresi dikkatle okunursa bu surede ki bazı ayetlerin çok net ip uçları taşıdığını görebiliriz.Velid Bin Mugire benim gibi dahi ve kudretli biri dururken Peygamberlik kala kala (Haşa binlerce haşa) Ebu Talibin yetimine mi ASM kaldı diyerek bir nevi İBLİS in Adem e a.s karşı takındığı tavır ile Allah a cc isyan etmişti.İşte bu hal tarih boyunca tekerrür etmiş bir çok dahi ama gururuna yenik düşmüş zatlar bizim gibi dahi ve kudretli insanlar varken bu mühim vazife kala kala şu şahsa mı kaldı diyerek,Allah a isyan etmişlerdir.HALBUKİ O ZATLAR a dahiliği veren yüce ALLAH tır.Onlar da dahiliklerini hayra mı şerremi istimal ettiklerinden sual olunacaklardır.Allah cc kullarına verdiği her şey bir nimettir.O nimetin de bir şükrü,bir hesabı mutlak OLACAKTIR.O nedenle falanca olmasaydı şunlar olmazdı demek gayb hakkında hüküm vermek demektir bu da ŞİRK tir.Ol sebepten Sevgili Üstad bir çok tefsirin sonunu ''Gaybı ancak Allah cc bilir '' ifadesi ile bitirir. Sanırım bu kadar izah kafi gelmiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Kardeşlerim şu aşağıdaki hatırayı okursanız bu meseleyi daha güzel idrak edeceğiniz kanaatindeyim. *Askerî Yıldız, Mustafa Kemal’in Isparta’nın Eğirdir ilçesini ziyaret ettiği günün sabahında yanında bulunduğunu söyleyen dönemin emniyet müdürü ile sohbet ederken onun kendisine şunları söylediğini aktarıyor: “Dönemin Isparta Emniyet Müdürü bana trende anlattı: ‘Mustafa Kemal Isparta’ya teftişe geldi. O gece Eğirdir’de kaldı. Sabahı çok erken saatte gizlice Barla’ya gitmek istediğini bana söyledi. Refakat ettim. Bir de şoför vardı. Hiç kimseye haber vemeden Bediüzzaman’ın odasına gittik. O ve ben, ikimiz içeri girdik. Bediüzzaman yatağa yan uzanmış bir halde üzerinde yorgan örtülü vaziyette uzanıyordu. Hiç kalkmadı. Mustafa Kemal’e yerdeki şilteyi gösterip, ‘Otur’ dedi. O da, rafta duran Kur’ân’ı alarak Tîn sûresini açtı, ‘Lekad halaknel însâne fi ahseni takvîm’ (Biz insanı en güzel şekilde yarattık) âyetini okudu. ‘Bu âyet bana bakıyor’ dedi. Bediüzzaman; ‘Yanlışlıkla komşunun kapısını çalmışsın. Yaptıklarınla, sonraki sûre sana bakıyor’ dedi. Ne o konuştu, ne ben, ne de Bediüzzaman.... Oradan ayrıldık. Mustafa Kemal, dışarı çıkınca bana; ‘Hocaefendi aynı inadında devam ediyor’ dedi”
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...