"Sureten tekrardır, fakat mânen herbir âyetin çok mânaları, çok faideleri, çok vücuh ve tabakatı vardır." Bunlarla ilgili örnek verebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Âyetlerin sarih mânalarından başka işarî mânaları ve remizleri de vardır. Meselâ, Nur Külliyatı'nda izah edildiği gibi, İhlâs Sûresindeki “Lem yelid, velem yuled”, yani “ (O) doğurmadı ve doğurulmadı.” âyetinin zahir manasının altında şu işarî mânalar da gizlidir.

Birisi: Doğanlar ve doğuranlar ilah olamazlar. Hz. İsa (as.) ve Hz. Üzeyr gibi doğurulan varlıklar ilah olamayacakları gibi, Hz. Meryem gibi doğuran varlıklar da ilah olamazlar.

İkincisi: Tabiat ve ondan doğan bütün varlıklar da İlah olamazlar. Yani, ağaç ilah olamayacağı gibi, onun doğurduğu meyve de İlah olamaz. Keza, o ağacı doğuran toprak ve ona yardımcı olan güneş, su, hava da ilah olamazlar.

Tekrar konusunda en fazla Kıssa-ı Musa nazara verildiği için bu konu üzerinde biraz durmak gerekecektir:

Kur’ân-ı Kerim'de Hz. Musa’nın (as.) kıssası birkaç sûrede tekrarlanmıştır. Ancak, Üstat Hazretlerinin de beyan ettiği gibi, bu kıssa her bir surede ayrı bir maksat için zikredildiğinden bu tekrarlar gerçekte tekrar ve kusur sayılmazlar. Bunlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz:

Birçok peygamber gibi Hazret-i Musa’nın da mucizelerine zamanın müşrikleri sihir isnadında bulunmuşlardır. Nitekim Peygamber Efendimizin (asm.) şakk-ı kamer mucizesini inkâr edemeyen müşrikler de “Yetim-i Ebu Talibin sihri semaya da tesir etti." demişlerdir.

İşte, Hazret-i Musa’nın asasının sihirbazların bütün sihirlerini yutmasına, Firavun ve etbaının sihir demeleri, Peygamber Efendimize (asm.) yapılan bu sihir isnadının Hazret-i Musa’ya da yapıldığını hatırlatmaktadır.

İlahlık taslayan kibir timsali Firavun'un akıbeti nazara verilmekle, İslâm’a karşı çıkan müşriklerin de sonlarının hezimet ve mağlubiyet olacağı, hakkın batıla mutlaka galip geleceği müjdelenmekle, müminlere ümit ve teselli verilmektedir. Bu teselliye, sadece sahabeler değil, baskıya ve zulme maruz bütün müminler muhtaçtırlar.

Hazret-i Musa’nın (as.) Hazret-i Hızır’la yaptığı seyahatin nakledilmesi, kader konusunda çok önemli mesajlar vermekte, Hazret-i Musa aleyhisselâmın dahi bilemediği ve Hz. Hızır’dan ders alma ihtiyacı duyduğu bu gibi İlâhî sırlarla müminlerin fazla meşgul olmamaları, özellikle belâ ve musibetler karşısında kadere itiraz yoluna gitmeyip Allah’ın hikmetine ve rahmetine itimat etmeleri ders verilmektedir.

Cenab-ı Hakk'ın, dilerse, fâcir ve kâfirleri bile dine hizmet ettireceği gerçeğine, Hazret-i Musa’nın Firavun'un sarayında büyüyüp yetişmesi en güzel bir örnektir.

“Allah size yardım ederse, size galip gelecek kimse olamaz.” (Al-i İmran Suresi, 3/160) âyet-i kerîmesindeki hakikat dersine Hazret-i Musa’nın Firavun'a galip gelmesi en büyük bir misaldir ve Müslümanların en güç şartlarda bile ümitsizliğe düşmelerine gerek olmadığının en müessir bir dersidir.

Hazreti Musa’nın Allah’ı görme talebine karşı “Sen beni göremezsin.” buyrulması, Allah’ın bu âlemde görülemeyeceğini ders verir. Üstat Hazretleri Mesnevî-i Nuriye’de “Mirac yoluyla beka âlemine girdi.” buyurmakla çok önemli bir hakikati ders vermiş ve Peygamberimizin (asm.) Cenab-ı Hakk’ı bu dünya âleminde değil, Miraç ile gittiği beka âleminde gördüğünü söylemekle, ahirette müminlerin de bu şerefe nail olacaklarını ifade etmiş olmaktadır.

Kıssa-yı Musa’da böyle daha nice hakikat dersleri verilmesi, bu kıssanın tekrarını kusur tevehhüm edenlerin aldandıklarını ve tekrarların son derece hikmetli olduğunu gösterir.

“Hattâ kıssa-i Musa, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasib bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belâgattır. Evet Kur’ân-ı Azîmüşşan, o kıssa-i meşhureyi, gümüş iken yed-i beyzasına alarak altun şekline ifrağıyla öyle bir nakş-ı belâgata mazhar etmiştir ki, bütün ehl-i belâgat, onun belâgatına hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır.”(1)

(1) bk. İşârâtü’l-İ’caz, Bakara Suresi Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...