Block title
Block content

"Tahavvülât-ı zerrâtın ve zîhayat cisimlerde zerrât harekâtının binler hikmetlerinden bir hikmeti dahi zerreleri nurlandırmaktır ve âlem-i uhreviye binasına lâyık zerreler olmak için hayattar ve mânidar olmaktır..." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her cüz, mensubu olduğu küll’den bir özellik, bir irsiyet bir kemal manası alır ve ona göre şekillenir.

Mesela, bir ağacın bünyesinde çalışan bir zerre, ağacın umumi manasının küçük bir noktası hükmüne geçer ve ağacın vasfı ile vasıflanır. Hatta ağacın mühim bir mevkiin de hizmet ediyorsa, -mesela, esasat  ya da ukdeyi hayat mevkiinde ise- tamamen o ağacın kendisi olur. Bulunduğu yer onun hem talim yeri, hem de vazife alanıdır.

Allah, kainata  terakki ve tekemmül verdiğinden, hiçbir şey yeknesak, hareketsiz ve  sabit olarak yerinde kalmıyor. Sürekli hareket ve gelişme içinde kainatı çalkalıyor. Her şey için bir kemal noktası tayin etmiş, oraya varana dek zerrat tahrik ediliyor.

Hareket ve kemal ise, ilkelden mükemmele doğru olduğundan, her şey ilkelden mükemmele doğru gidiyor. Mesela bir çocuk, ilk okul da nurlanır, sonra orta okul, lise, yüksek okul hakeza mükemmele doğru ilerler. Her yerdeki nurlanma farklı olur.

Aynen misaldeki, gibi zerre de ilkelden mükemmele doğru nurlanarak gider. Başta, camit varlık bünyesinde talim eder, sonra hayatlı bir vücuda girer, sonra ruhlu bir mertebeye çıkar; en nihaytinde, şuurlu bir mevkiye ulaşır. Yani insan vücuduna nefer olur. Ve oradan da beyin, kalp gibi yukarılara doğru ilerler. Her mevki ve makamda nurlanmak manası farklı olur. Ve bulunduğu bünyenin hasiyetine sahip olur. İnsan ruhu, şuur ile öyle bir mevkie çıkmış ki âdeta bütün bedenin gören gözü, işiten kulağı, akleden aklı olmuş, bedenin her yerinde hazır ve nazır, her bir hücre ve organla alakası ve tasarrufu vardır.

Ruh gibi, bedene giren zerreler de nuraniyet kazanmış ise, her bir zerre ile görür, her bir zerre ile işitir. Bu manaya işareten Peygamber Efendimiz (sas)'in, her yönü ön taraf  gibi gördüğüne dair rivayetler mevcuttur.

Demek insan bedeni ve bünyesinde çalışan zerreler, insanın yüksek ruh ve şuurundan bir hisse alabilirler ve ona göre işler yapabilirler. Bu mana ahiret’te zaten çok açık ve net yaşanacaktır. Yani, cennet’te, her bir cisim ve eşya şuurlu olacaklar. Allah’ın Kerem ve Şefkati, şu kainatın ameleleri ve işçileri  konumunda olan zerrelere de bir şuur bir lezzet vermesi mümkündür. Bizim idrak edemememiz, olmadığına delil değildir.

Zerrenin kafirin bedeninde olması ona bir zarar vermez. Zira kafir de olsa onun bedeninde hükmeden Allah’ın isim ve sıfatlarıdır.

Küfür; insanın kendi şuurunu alemlere kapaması demektir; yoksa vücutta aynı isim ve sıfatlar tecelliye devam ediyorlar. İnsan, küfrü ile Allah’ın isim ve sıfatlarını göremez hâle geliyor, yoksa tecellileri iptal ile vücuttan iskat etmiyor. Kısacası insanın sıfatı kâfir olur, insanın bedeni kâfir olmaz.

Sorudaki ilgili kısım için tıklayınız:

Otuzuncu Söz, İkinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

ekorkmaz

Elhamdülillah mânâyı şimdi anladım.İlk okuduğumda bu kadar istifade etmemiştim. Allah sizden ebediyen razı olsun.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...