TAKVA

"Allah korkusuyla günahlardan korunmak. Şüphelilerden uzak durmak."

Muttaki: "Takva üzere yaşayan mü’min."

Allah Resulü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

“Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”

Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir.

Hadiste geçen “otlatma” tabiri çok enteresandır ve nice hikmetleri içinde toplar. “Koyunlar” kelimesinin çoğul olmasıyla, bizim her duygumuz, her hissimiz, aklımız hafızamız, hayalimiz birer koyuna benzetilmiş oluyor. Ve her birinin otladığı şeyler, diğerinden çok farklı.

Otlamada, ağza alıp bir süre çiğnedikten sonra mideye gönderme söz konusu olduğu gibi, biz de bir şeye baktığımızda o şeyin görüntüsü gözümüzden içeri girer. Aynı şekilde, düşündüğümüz şeyler de aklımızda yoğrulur ve hazmedilirler.

Kulaktan giren sesler de koyunun ağzından içeri giren otlar gibi. Kulak zarında titreşime dönüşen bu sesler, bir takım istihaleler sonunda mâna olarak akla takdim ediliyorlar.

Misâlleri çoğaltabiliriz.

İnsan, kendisine emanet edilen kalbini, aklını ve bütün duygularını şüpheli arazilerden uzak tutmak mecburiyetinde. Takva bunu gerektirir. Aksi halde sonu harama varan büyük bir zarara uğranılması kaçınılmazdır.

Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan, yani çirkin işlerden sakınma takip eder.

Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olan, haram olma ihtimalini ön plana alıp o fiilleri terk etmektir.

Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan yetesiye istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.

Al-i İmran Suresinde de (134,135) muttakinin sıfatları şöyle sıralamaktadır:

“Bollukta ve darlıkta infak etmek.”

“Kızdıklarında öfkelerini yutmak.”

“İnsanların kusurlarını affetmek.”

“Kabahat yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı anmak ve günahlarından derhal tövbe etmek.”

“Yaptıkları günahlarda, bilerek ısrar etmemek.”

Görüldüğü gibi bu sayılanlarda takva ile salih amel iç içedir. Zaten, takva insanı salih amel işlemeye götüren önemli bir sebeptir.

Tefsir âlimleri, farklı âyet-i kerimelerden hareketle, takvayı üç mertebeye ayırmışlardır.

- İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.

- Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.

- Kalbini Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak durmak.

Bunlardan birincisine “şirkten takva,” ikincisine “masiyetten takva,” üçüncüsüne de “masivadan takva” denilir.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...