TAKVA VE SALİH AMEL

"Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır." (Kastamonu Lâhikası, 103.Mektup)

"Takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var." (Kastamonu Lâhikası, 103.Mektup)

"Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır. Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir." (Kastamonu Lâhikası, 103.Mektup)

"Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır." (Kastamonu Lâhikası, 103.Mektup)

"Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur." (Kastamonu Lâhikası, 103.Mektup)

"İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a’mâl-i salihadır. Sâlih amel ise, maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın ifa etmekten ibarettir." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)

"Kur’ân-ı Kerim, takvâyı üç mertebesiyle zikretmiştir: Birincisi; şirki terk, İkincisi; maâsiyi terk, Üçüncüsü; mâsivâullahı terk etmektir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 3. âyetin Tefsiri)

"Takvâ-yı hakikî ise, gurur ve enâniyetle içtima edemiyor." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım)

"Din yalnız iman değil; belki amel-i salih dahi dinin ikinci cüz’üdür." (Şualar, On İkinci Şuâ)

"Sultan-ı Ezelîye iman ile intisap eden ve amel-i salih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkezâ kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hudutlarından berk ve burâk sür’atinde geçer, tâ saadet-i ebediyeyi bulur." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir." (Kastamonu Lahikası, 103.Mektup)

"Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir." (Kastamonu Lahikası, 64.Mektup)

"Bu dünya darü’l-hizmettir; ücret almak yeri değildir. A’mâl-i sâlihanın ücretleri, meyveleri, nurları berzahta, âhirettedir. O bâki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tâbi etmek demektir." (Kastamonu Lahikası, 91.Mektup)

"Ey ehl-i iman! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur’ân tezgâhında yapılan takvâdır." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, İkinci İşaret)

"İnsanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir, takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Ey nefis! Eğer takvâ ve amel-i salih ile Hâlıkını razı ettiysen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

"Zabıta efradı ehl-i takvâ olup kebairden kendilerini muhafaza ve feraizi yapmasını vazifeleri iktiza ediyor. Ve ona ihtiyac-ı şedid var. Tâ ki karşısındaki mânevî tahribatçılara karşı âsâyiş ve emniyet-i umumiyeye ait vazifelerini tam yapabilsinler." (Emirdağ Lâhikası-II, 68.Mektup)

"Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme." (Kastamonu Lahikası, 91.Mektup)

"Takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a'mâl-i salihadır." (Kastamonu Lahikası, 103.Mektup)

"Elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir." (Kastamonu Lahikası, 103.Mektup)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...