NURİYE ÇELEĞEN

Çam Dağı

Dağlarla aranız nasıldır? Dağları sever misiniz? Ya da dağ tutkunuz var mıdır? Kimi insan için deniz tutkudur, onsuz yapamaz. Deniz onu alır götürür ötelere, ruhunun derinliklerine. Kimileri için ise dağlar. Hepsinin ayrı yeri vardır, ama dağların efsunu, dağların büyüsü, dağların insana anlattıkları kadar hiçbir şey olamaz herhalde.

Denize hemen dalıverirsiniz de, dağlara öyle kolay değildir. Denize ulaşıp büyüsüne erersiniz de, dağlara hemen değil.

Evet dağlar… Bir büyünün başlangıcı sanki. Başı dumanlı, başı beyaz, ak saçlı analar gibi duran dağlar. Garip, kimsesiz, uzaklardan sevdiklerini bekler gibi olan dağlar.

Büyüklerin hayatlarında da dağların önemli yeri olmuştur. Tur Dağı, Hira Dağı bu büyüklerin büyük sırlarına tanıdık dağlardan.

Bu dağlar, İlâhî kelâmın akis yeri olmuş. Tur Dağı başka bir sınavı da göstermiş. İlâhî tecelliye dayanamamış, ufalanmış, aczini göstermiş. İnsanın omuzlayıp yer, gök ve dağların kaldıramadığı emanetteki dayanaksızlıklarını göstermiş sanki.

Ya Hira? Peygamberimizin manevî kemalâtında sığınak yeri. Resûlullahın kalb-i mi’racının ilk başlangıç yeri. Peygamberliğin ilk basamağı.

Peygamberi ilk o kucaklamış, ilk müjdeyi o duymuş, ilk selâmı o vermiş. Cebrail’in ilk görüntüsü ve “İkra”nın ilk dalgalandığı yer olmuş.

Hira dağlar içinde bahtiyarlığı hiç kimseye vermemiş. Peygamberimizin Cebrail ile ilk buluşma mekânı, ilk vahyin kaynağı olma şerefi ona hep birinciliği vermiş.

Hira her zaman bir dil olmuş, yürek olmuş. Asırlardır anlatıp durmuş yaşadıklarını, gördüklerini, şahit olduklarını. Anlatıp durmuş duyabilenlere, anlayabilenlere, hissedebilenlere…

Uhud Dağı, Sevr Dağı hepsi büyük sırların yaşandıkları yerler. Bahtiyar dağlar halkasında yer alan dağlar. İnsanlara anlatacakları varmış gibi duran, ermiş, kâmil insanlar gibi halleriyle konuşan dağlar.

İşte öyle dağlardan birisi… Bediüzzaman’ın dağı, Çam Dağı. Garipliğin, gurbetin timsali sanki Çam Dağı. Yalnızlığın zirvesi Çam Dağı.

Kâinat kitabının harf harf okunduğu yer Çam Dağı. Tefekkürün hakkalyakin mertebelere açıldığı yer Çam Dağı.

Sırlara yürek olmuş Çam Dağı. Tek bir avuç olup kâinatı kucaklamış Çam Dağı.

Aylarca Bediüzzaman’ın yapayalnız kaldığı yer, Çam Dağı. Geceleri gündüz eylediği yer, Çam Dağı. İbadette, kâinat zikir halkasında yıldızların dile geldiği yer, Çam Dağı. Hep beraber nutka gelen yıldızların sözcülüğünün yapıldığı yer, Çam Dağı.

İlâhî ikramın sağanak sağanak yağdığı yer, Çam Dağı.

Çam Dağı, yaşananların şahidi. Bediüzzaman’ın zikir arkadaşı, ders yoldaşı. O arkadaşlığın ağırlığını, vakarını taşır gibi Çam Dağı. Kâinatı avuçlayan Katran ağacı o sırları da avucunda tutar gibi. O arkadaşlıktan, o dostluktan, o büyük sırlardan herkese bir şeyler anlatır gibi.

Çam Dağı sanki özel. Katran ağacı daha da özel gibi. Sanki bir minber. Bu minberin sahibini hâlâ yâd eder gibi.

Bediüzzaman Çam Dağı için “Yıldız Sarayı’na değişmem” der. Yıldız sarayına karşılık sanki burası yıldızlarda bir saray. Binlerce yıldızın kucağında bir saray. Kâinatın sinesinde bir saray. Dünya sarayları burada dar gelir, dar olur. Onlar kara olur, karanlık olur.

Çam Dağı bambaşka, fakat o başkalığı başka eden biri var: Katran ağacı. Bir ağaç değil, o bir yürek. Bediüzzaman’ın yüreği. Katran ağacına bakarken, o kucak açan ağaca tüm kâinatı koyun. Tüm kâinatı kucaklamış ders arkadaşının yüreği gibi.

Çam Dağı’na yolunuz düşerse eğer, dinleyin sesini. Katran ağacına kulak verin, binlerce ağırlığı taşıyan sırlı, suskun, anlatacakları çok bir insan gibi. Ağaç olarak bakmayın ona. Şerefli bir kürsü,her şeye şahit bir tanıdık. Gözünüzden çok kalbinizi açın orada ve duygularınıza atın kendinizi, o zaman görülenler, duyulanlar bir başka olacak.

Evet, Çam Dağı anlatmaya devam ediyor. Hâlâ ders arkadaşları orada gibi. Zikirlerine devam ediyorlar.

İşte o Çam Dağından kısa bir bakış. Şehirde, insanlar içinde Çam Dağı yalnızlığını yaşayan günümüz insanına, o yalnızlıkta nasıl arkadaş bulacağını ve yalnızlığa nasıl alışacağına dair sunulan önemli bir ipucu:

“Aziz Kardeşlerim,

Ben şimdi Çam Dağında, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde, bir menzilde bulunuyorum. İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. (İnsanlardan yalnızlığa alıştım.) İnsanlarla sohbet arzu ettiğim vakit, hayalen sizi yanımda bulur bir hasbihal ederim, sizinle müteselli olurum. Bir mani olmazsa, bir iki ay burada yalnız kalmak arzusundayım.”

"Yazarların Gözüyle Bediüzzaman'ı Tanımak" eserinden alınmıştır.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...