"Tarikatin gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mi’rac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde,.." Tarikat nasıl Mi’rac'ın gölgesidir? Şialardan ehl-i velayet ve büyük tarikatlar var mı, olmuş mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Tarikatin gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mirac-ı Ahmedînin (a.s.m.) gölgesinde ve sâyesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-i ruhanî neticesinde, zevkî, hâlî ve bir derece şuhudî hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeye mazhariyet; 'tarikat', 'tasavvuf' namıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemâl-i beşerîdir."(1)

Ehl-i sünnet âlimleri tarikatı inkâr etmemişler, tam aksine onu kabul edip içinde de bulunmuşlar. Kur’an ve sünnet açısından tarikatı inkâr etmek kabil değildir. Umumiyetle tarikatı inkâr edenler Kur’an ve sünneti hevalarına göre te’vil eden batıl ve dalalet fırka mensuplarıdır. Bu yüzden biz miyar ve ölçü olarak İslam ümmetinin müşterek vicdanı ve aklı hükmünde olan Ehl-i sünneti esas alıyoruz ve almalıyız.

Şia: Kelime olarak bir şeye şiddetli taraftar olmak demektir. Istılah olarak ise Hz. Ali (ra) taraftarı ve onun muhabbetini esas alan bir mezheptir.

Genel hatları ile bu mezhep iki kısımdır.

Birisi Şia-i Velayet: Hz. Ali (ra)’nin şahsî kemalat ve şecaatinden dolayı ona muhabbet edip taraftar olanlardır. Bunlar muhabbet ile meseleye baktıkları için Ehl-i sünnete muhalif olarak Hz. Ali Efendimizi (ra) diğer üç halifeden üstün görüyorlar. "Muhabbet nazarı mahbubunu en üstün görme" temayülünde olduğu için, bunlarda bir art niyet, bir garaz olmadığı için, bu yanlış iddialarında mazur sayılıyorlar. Hatta evliyalardan bazıları manevî olarak Hazret-i Ali (ra)'ye bağlı olduğundan onu diğer üç halifeden üstün görmüşler. Bu ehl-i muhabbet olan Şianın özür sahibi olması, ancak diğer üç halifeye kin ve öfke duymamak şartıyla mümkündür, yoksa onlar da mes’ul olurlar.

İkincisi Şia-i Hilafet: Bunlar Hz. Ali (ra)’nin şahsî kemalat ve velayetine muhabbetinden çok ona siyasî mülahazalar ile taraftar oluyorlar. İran gibi birçok eski medeniyet ve kavimler Hz. Ömer (ra) zamanında fethedildiğinden onların kılıcı altında saltanatlarını kaybettikleri için, bu üç halifeye hususan da Hz. Ömer (ra)’e karşı bir intikam-ı millî hissiyatı İran’ın mümtaz zümresinde teşekkül etti. Bunlar bu intikam hissini Hz. Ali (ra) taraftarı olarak gösterdiler, yani Üstad'ın ifadesi ile "Ali muhabbeti altında Ömer düşmanlığı" yaptılar. Bu yüzden bunların Hz. Ali (ra)’ye olan taraftarlıkları siyasî ve garazkâranedir, yani art niyetlidir. İran’ın o mümtaz tabakası incinmiş millî gururlarını İslam’ı parçalayan Şia'ya taraftar olmak ile kurtarmaya çalışmışlardır. Bunlar içinde daha da ileri gidip dinin esasını inkâr edenler de olmuştur. İsmailiyye ve Rafizilik gibi.

Anadolu Alevîleri ekserî olarak bu iki mezhebten Şia-i Velayet kısmına giriyorlar. Bu Alevîlerde siyasî mülahazalardan çok muhabbet duygusu hâkimdir. Lakin materyalist felsefenin hâkim olduğu bu dönemde bazı dinsiz cereyanlar Anadolu Alevîlerini İslam’ı mağlup etme yolunda kullandılar. Bazı Alevî kardeşlerimiz planlı ve projeli bir şekilde solculuk cereyanlarına alet edilmeye çalışılmış ve maalesef bunda da muvaffak olunmuştur.

Bu mülahazalar ışığında meseleye baktığımız zaman, Şia içinde de büyük tarikat ekolleri teşekkül etmiştir. Bunların cem evleri gibi kendine mahsus mekânları vardır.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım (Telvihat-ı Tis'a).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

aynurkus

Otuzbirinci sözde bahsedildiği gibi,Mirac-ı Ahmediye(a.s.v)velayeti isimlerin asıllarında gerçekleşmiştir.
Gölgesi ise ,(-haşa-güneş misali) isimlerin tecellisi üzerine yansıyan Mirac-ı Ahmediye(a.s.v)velayet yolunun hatt-ı nurani bir gölgesidir.

Sâyesî ise; Efendimiz (s.a.v) Velayet-i Ahmediye Makamının şahs-ı manevisinin; nezaretinde ve koruması altında bir seyr-ü sülüktür.

Ölüm anında bile bir büyük meleğin muhafazasında âlem değiştirten Rabbi'-r Râhim'in, böyle bir dostunun ruhunu, böyle kıymetli bir yolculukta rehbersiz ve korumasız bırakması düşünülebilir mi?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek

Bir Kardeşimiz şahsıma ''Oğuzhan Hocamız '' diye Hüsnü zanda bulunmuş.Rahatsızlığım sebebiyle geç cevap veriyorum. Maalesef Kur'anımızı tilavetten aciz bu kardeşinize iltifat etmişler.Bu güzel ifadeyi ''Kainat Kitabını okumaya çalışma'' hesabına Kainatın güzel ve muhteşemliği adına tahdis-i nimet olarak kabul edilebilir bir Hüsn-ü Zan olarak görüyorum.
Üstadımız Tarikatların işlevi,gayesi hakkında olması gerekeni; açıklamışlar.Yok sa rayından çıkarak TARİKAT adı altında yapılan BİDAT ları kastetmiyorlar.Misal olarak ''Şeyhinin /Efendisinin bazı hal ve hareketlerini veya sözlerini KUR'AN VE SÜNNETTEN üstün tutar tarzda taassup çukuruna düşen yolları /tarikat ekollerini tasvip etmek mümkün değildir. Zaten Söz konusu gölgenin dışına çıkmış olurlar.Şu da bir gerçek ki Ashabı Suffa vasfını, yitiren bir Tarikat/Ekol/Cemaat İçtimai Hayata Külfet olur. Allah cc aşkına Sahabeyi Kiram ra efendilerimiz Resulullah asm efendimizin nezaretinde saatlerce zikir mi çekti? Resulullah asm ve sahabe ra nefsi terbiye etmeyi ve bunun sonucu Rızayı İlahiye ye mazhar olmanın umudundan neşet eden zevki tattılar.Ehli tarikat ise çoğunlukla nefsi öldürmeyi bunu sağlayacak olan Zikir-Zevk halini usül olarak benimsediler..Öldürme kolay gibi görünse de meşakkati/vebali fazla içtimai faydası az,terbiye zor görünse de ilmi, kazancı ve içtimai faydası daha fazla olan yollardır..Birinde itaat -mürid diğerinde Hikmet-Talebe vardır.Bunun sonucu; zamanla birinde miskinliğe diğerinde her bakımdan zenginliğe gitmiştir.Bu yüzden İslam Miladi 1200 yıllara kadar ilmi,terbiyesi,hikmeti,v.b bakımından tüm insanlığa emsal olmuştur.
İşte İslam tarihi. 1200 yıllardan sonra İlim öksüz kalmış tek gözlü DECCAL ların elinde git gide canavara dönüşmüştür.Hikmeti dolayısıyla bilimi kaybeden Müslümanlar İtaat ekseninin doğurduğu bölünmüşlük ve karmaşanın içinde Deccallara yenik düşmüşlerdir.Günümüz buna en iyi misaldir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...