Block title
Block content

"Tasavvur-u küfür küfür değil, tahayyül-ül şetm, şetm değil..." Eğer biz zarar verdi zannına kapılırsak, ne gibi zararlara düşeriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

”Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler.”(1) 

Üstad Hazretlerinin yukarıdaki ifadeleri meseleyi gayet açık ve net bir şekilde izah ediyor. Tahayyül, tasavvur, tefekkür ve tevehhüm istem dışı çalışan ve insana terakki ve tekemmül etmesi için musallat edilmiş cihazlardır. Bu cihazlar irade ve imana tabi değildirler ki, insanı küfür ve dalalete soksunlar. Bu gibi cihazlar hüküm ifade etmezler. Lakin bu cihazların mahiyeti bilinmez ise, insana zarara düştüm zannını vererek ümitsizliğe sevk edebilir.

Yani kalbinden gelmeyen kötü sözleri ve çirkin tabloları kalbinden zannederek telaşa ve ümitsizliğe kapılmaktır vesvesenin büyük zararı. Bunun dışında insanın aklından ve hayalinden geçen vesvese ya da vehimler insanı mesuliyet altına almaz. Hatta imanın kat’iliği ve kalitesine de bir zarar vermez. Bu zarar zannı içinde, "Eyvah, imanımı kaybettim!.." vehmi de vardır ki  en can sıkıcı olanı da budur. Yani kişi kafasındaki hayal ve tasavvuru kalbindeki iman ve tasdik ile karıştırır ve kendini paralamaya başlar. Şeytana oyuncak ve maskara olur. Bu gibi hallere düşmemek için Üstad Hazretlerinin vermiş olduğu prensipleri hayatımıza düstur ittihaz etmeliyiz. 

Bu gibi hissiyat ve cihazların insana musallat edilme gerekçesini Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor:

"Eğer desen: 'Bu derece mü'minlere muzır ve müz'iç olan vesvese ne hikmete binaen bize belâ olmuş?'"

"Elcevap: İfrâta varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaytlığı atar, tehâvünü def eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor."(2) 

Vesvese edilen şeyin hakikati ve iç yüzü iyi tahkik edilip araştırılmaz ise, şeytan  insanı o noktada rencide eder ve o konuyu uzatıp insanı önce evhama, sonra da  telaş ve ümitsizliğe atarak küfre kadar sürükleyebilir. Bu sebeple bize vesvese şeklinde gelen bir hali iyice araştırıp tahkik etmeliyiz ki, hem o hususta tahkik kazanalım hem de şeytanın hile ve tuzağını boşa çıkaralım. Yoksa vesvese ve vehmin  ilk halinde, yani irade dışındaki tacizinde imana ve imandaki kemale zıt bir durum söz konusu değildir.

Özet olarak, vehim ve vesvese tasdik ve izana çevrilmedikçe iman ve imandaki mükemmelliğe bir zarar vermez. Ne zaman vehim ve vesvese izan ve imana dönüşür, o zaman iman tehlikeye girer.

Vesvesenin kalbe ait bir hüküm olmadığının, kalpten çıkmadığının en büyük delili; kalbin o gibi fikir ve vesveselerden rahatsız olup üzülmesidir. Zira insan kalben onayladığı bir şeyden rahatsızlık duymaz. Demek, vesveseler kalp tarafından onaylanmamıştır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...