TEFVİZ

“İşini tamamen Allah’a havale etmek.”

“…. Kemâl-i teslim ile kazaya rıza, kadere teslim ve Cenâb-ı Hakk’a tefvîz-i umûr düsturunu rehber ittihaz ettim.” Barla Lahikası

Tefviz ve tevekkül yakın mânâ taşırlar. Şu var ki, tefviz daha umumîdir. Nitekim, “tevekkül tefvizin bir koludur,” yahut “tefviz, tevekkülün en ileri şeklidir,” denilmiştir.

İbrahim Hakkı Hazretleri, her kıtasının sonuna, “Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler,” beytini yerleştirdiği meşhur şiirine, “Tefviznâme” ismini koymuştur. Bu iki mısra, bir bakıma, tefvizin tarifi niteliğindedir.

Tefvizde de tevekkülde olduğu gibi “sebeplere riayet etmek ve neticeyi Allah’tan beklemek” esastır. Ancak, tefvîzde sebeplere riayetin, tabiri caizse, tonu ve dozajı tevekküle nazaran çok daha azdır.

Allah Resulü (asm.) yatarken yaptığı bir duada şöyle buyurur:

“Nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana tevcih ettim ve işimi (emrimi) sana tefviz ettim.”

Uykuya geçecek bir insanın salimen uyanabilmesi için bedeninde ve kâinatta sonsuz denecek kadar çok işin düzenle yürümesi gerekir. Uyuyan bir insanın bu vadide yapacağı hiçbir iş yoktur. Yatması ve gözlerini kapaması, bu işlerin icrası noktasında, birer sebep kabul edilemezler; bunlar ancak uykuya geçmenin sebebi olabilirler.

“Tertib-i mukaddematta “tefviz” tenbelliktir, terettüb-ü neticede tevekküldür.” Mektûbat

Buna göre, bir işin meydana gelmesi için birtakım ön çalışmalar gerekiyorsa, bunlar yapılmadan tefvîz yoluna girmek tembelliktir. Gerekli sebeplere teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’tan beklemek ise tevekküldür.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...