"Tek bir ruhun ba’delmevt bekâsı bilbedahe anlaşılsa, şu nev’in külliyetiyle bekâsını istilzam eder. Zira mantıkça zâtî bir hassa bir ferdde görünse, bütün efradda dahi vücuduna hükmedilir." Açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Buradaki "zati hassa"dan kastedilen mana, varlığı zaruri, yokluğu imkansız olan şey demektir. Yani, o hassa olmaz ise, insan da olmaz demektir. Mesela, insan için ruh zati bir hassadır. Yani insan olmak için ruh zaruri bir gerekliliktir. Ruhsuz insanın yaşaması imkansızdır. "Bir fertte ruh sabit olursa, bütün insanlarda da sabit olur." hükmü, zaruri ve gerekli bir hükümdür. Bir insanın ruhlu olup sair insanların ruhsuz olması düşünülemez.

Bir türün ferdinde sabit olan bir şey, aynı şekilde türde de sabit olur. Bir kuşta kanat varsa, bütün kuşlarda da kanat var demektir. Bir parçada gerekli olan bir husus ya da sıfat, o parçanın mensubu olduğu bütünde de sabittir, demektir.

Mesela, Hazreti Âdem (as)’in ruhu bekaya mazhar oldu mu, bütün insanların ruhu da bekaya mazhar olmuş demektir. Sadece Hazreti Âdem (as)’in ruhu baki, ama diğer insanların ruhu yokluğa ve hiçliğe mahkumdur demek, mantık ve hikmet ile bağdaşmaz. Bir türün ferdinde sabit olan bir husus, o türün bütün fertlerinde de sabittir.

Halbuki ruhların bekaya mazhar olduğuna dair binlerce vesikalar ve deliller vardır. Hazreti 'Adem (as)'dan bu yana ölmüş bütün insanların ruhlarının beka aleminde yaşadıklarını, başta yüz yirmi dört bin peygamber ve milyonlarca evliya ve alim mucize, keramet ve eserleri ile ispat etmişler. Durum bu iken, ruhun bekasından şüphe etmek akıl karı değildir.

Nasıl hiç görmediğimiz, ama varlığını görenlerden işittiğimiz Amerika kıtasından şüphe etmiyoruz, aynı şekilde hiç görmediğimiz ama binlerce nebi ve milyonlarca evliya tarafından müşahede edilen beka aleminden şüpheye düşmek de tutarsızlık ve çelişki olur.

Ruh bir cevherdir, asla değişmez, dönüşmez, başkalaşmaz; bir halden başka bir hale intikal etmez. Basittir, yani bileşken değildir. Nefsi ile kaimdir, başka bir cevher ve araza muhtaç değildir. Ruh orijinaldir, asliyesini daima muhafaza eder. Bir şey iken, başka bir şey olmaz ve dönüşemez. (felsefedeki özdeşlik prensibine işarettir).

Ama ruh kendi orijinalliği içinde, asliyesini bozmadan tekemmül edip olgunlaşabilir. Cevher olan ruh, asla araz olan maddeye dönüşmez. Emir alemi ile temas eden ya da tecellisine mazhar olan sadece ruhtur. Dağılmaya ve bozulmaya müsait olan, bileşken ve mürekkep şeylerdir. Ruh basit ve tek bir cevher olduğu için, asla dağılmaz ve bozulmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

cansizselcuk52
mantıkta tümelden tikele (tümden gelim), tikelden tümele (tümevarım) iki ana başlıkta önerme yapılabilir. tümden gelime misal; bitkiler canlıdır (genel bir ifade). maydanoz bitkidir(bilinen başka bir gerçek). öyle ise maydanoz canlıdır. burada genel bir hükmün, o genele mensup bir cüzde de geçerli olduğunu gösterir. bir de tümevarım şeklinde önerme yapılabilir. misal; ahmet insandır. ahmet akıllı varlıktır. öyle ise insanlar akıllı varlıklardır. burada da bir ferddeki özellik tüme varım yöntemi ile o ferdin mensup olduğu genelinde bir özelliği olmuş oluyor. işte " Mantıkça zâtî bir hassa bir ferdde görünse, bütün efradda dahi vücuduna hükmedilir." cümlesi mantığın bu kısmı ile ilgilidir. bilimsel çalışmalarda da çoğunlukla bu yötem kullanılır. örneğin aslanlarla ilgili bir araştırma yapılacaksa onların bir özelliği incelenecekse dünyada var olan bütün aslanları incelemek hem çok zor hem de gereksiz. bir aslan yakalanıp incelense ondaki özelliklerin tüm aslanlarda da olduğu mantıkça kabul edilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ayşe İkra Mermer
Nasılki Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a o münacatın neticesinde hutu ona bir merkûb, bir taht-el bahir ve denizi bir güzel sahra ve gece mehtablı bir latif suret aldı. Biz dahi o münacatın sırrıyla لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَ demeliyiz. َ لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ cümlesiyle istikbalimize, سُبْحَانَكَ kelimesiyle dünyamıza, اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَمِينَ fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhametini celbetmeliyiz. Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur'anın mehtabıyla istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet ve tenezzühe inkılab etsin.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...