TEKBİR

“Allahu Ekber, demek.

Allah’ın kemâlinin her türlü tasavvurun ötesinde olduğunu ilân etmek.”

“... İnsan, mahlûkat-ı acibe ve harekât-ı garibeden aklının tartamadığı ve zihninin içine alamadığı şeyleri gördüğü zaman, ‘Allahu Ekber’ demekle rahat bulur. Yâni, Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür; onların halk ve tedbirleri kendisine ağır değildir.” Mesnevî-i Nuriye

Tekbir, insana aczini hatırlatan, zilletini ders veren ulvî bir zikir.

İlâhî rahmet ve kudret insan ruhuna birtakım sıfatlar takmış. Ve insan bu sıfatlar sayesinde biliyor, görüyor, işitiyor, diliyor, güç yetiriyor... Ama insandaki sıfatların hepsi mahlûk ve yine hepsi sınırlı. Bu sınırlı sıfatlarla Rabbinin sıfatlarını anlamaya çalışan insan, kendisini nice sonsuzların karşısında bulur. Sınırlının sonsuzu kavrayamayacağını idrak ile İlâhî sıfatların bu âlemdeki akıl almaz icraatları karşısında hayretler içerisinde kalır. Bu uçsuz bucaksız kâinat nasıl benim şu küçük bedenimden sonsuz derecede büyük ise, onları yaratan ve onlarda aralıksız icraatta bulunan İlâhî sıfatlar da bendeki bu mahlûk ve mahdut sıfatlardan çok büyük, sonsuz derece büyük, akıl almaz keyfiyette büyüktür, der. Ve bu imanının tekbir ile ifade eder.

Bir kitapta kâtibin ilim sıfatı tecelli eder. Ama, ilim, ne kitabın yapraklarına benzer, ne sahifelerin mürekkebine, ne de herhangi bir kelimeye, satıra veya cümleye... O, bunların çok ötesinde ve bunlara hiç mi hiç benzemeyen bir sıfattır. Henüz kendi ilim sıfatını hakkıyla anlayamayan insan, ruh yaratmayı ve ruhda ilim sıfatı yaratmayı bilen, akıl yaratmayı, melek yaratmayı bilen, sema yaratmayı, arz yaratmayı bilen Allah’ın, ilim sıfatını nasıl kavrayabilir...

İşte bu sonsuz ilmin kemâlini idrakten âciz olduğunu anlayan insan, bu aczini tekbir ile dile getirir. “Ben O’nun ilmi hakkında ne düşünsem, ne tasavvur etsem, ne hayal etsem o ilim sıfatı, bütün bunlardan sonsuz derece büyüktür” der.

İnsan, Allah’ın kudret sıfatını idrakten âciz oluşuyla da “tekbir” getirir.

Risale-i Nur Külliyatı’nda insandaki sıfatların İlâhî sıfatlardan haber verdikleri beyan edilir ve beşerî sıfatlar için “gölge” tabiri kullanılır. Bu ifade insana ayrı bir “tekbir” dersi verir.

“Gölge” zâttan haber verir. Ama, gölgenin mahiyeti ölçü alınarak, zâtın hakikati bilinemez; gölgenin özellikleri de zâtın sıfatlarını bildirmekten çok uzaktır.

İnsan, Rabbinin hakiki, mutlak ve sonsuz olan sıfatlarına nazaran gölge gibi zayıf kalan sıfatlarıyla, o İlâhî sıfatların sadece varlığını bilir, o kadar. Onların mahiyetlerini bilmek bu gölge sıfatların haddi değildir.

Allah’ın herbir sıfatı gibi, herbir isminin kemâli de sonsuz ve herbiri ayrı bir tekbir hazinesi…
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...