Block title
Block content

Televizyon ve radyo mucizesinin bilimsel açıklaması nasıldır? O kadar uzak mesafeden ses ve görüntü nasıl gidiyor, insan aklı almıyor? Bu teknoloji harikalarının bilimsel ve akla uygun açıklaması nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mu'cize; acze düşüren, insan takatinin fevkinde olan şeylere denir. Uçak ve televizyon bu gün insan takatinin dahilinde olması münasebetiyle bildiğimiz anlamda mu'cize olmaktan çıkmıştır. Kur'an-ı Kerim bu iki olaydan da bahsetmektedir. Aşağıda da ifade edildiği gibi, bu olaylar vasıtasız olduğundan ve o zamanın teknik gücünün fevkinde olduğundan dolayı birer mucizedir.

Her işte olduğu gibi, radyo ve televizyonun da nasıl yapıldığını uzamanından öğrenmek icab eder. Ancak, bu mu'cizelerin Kur'an perspektifindeki izahını Bediüzzamandan dinleyelim:

"Hem meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm taht-ı Belkıs'ı yanına celb etmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb dedi: 'Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim.' olan hâdise-i hârikaya delâlet eden şu âyet, âyet: قَالَ الَّذِى عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ اْلكِتَابِ اَنَا اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ  işaret ediyor ki, uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sûreten ihzâr etmek mümkündür. Hem vâki'dir ki, risâletiyle beraber saltanatla müşerref olan Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm, hem mâsumiyetine, hem de adâletine medâr olmak için, pek geniş olan aktâr-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttalî olmak ve raiyyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mu'cize sûretinde Cenâb-ı Hak ihsan etmiştir."

"Demek, Cenâb-ı Hakka itimad edip, Süleyman Aleyhisselâmın lisân-ı ismetiyle istediği gibi, o da lisân-ı istidadıyla Cenâb-ı Haktan istese ve kavânîn-i âdetine ve inâyetine tevfîk-ı hareket etse, ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. Demek, taht-ı Belkıs Yemen'de iken, Şam'da aynıyla veyahut sûretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette, taht etrafındaki adamların, sûretleri ile beraber sesleri de işitilmiştir."

"İşte, uzak mesafede, celb-i sûrete ve savta haşmetli bir sûrette işaret ediyor ve mânen diyor: Ey ehl-i saltanat! Adâlet-i tâmme yapmak isterseniz, Süleymanvârî, rûy-i zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünkü, bir hâkim-i adâletpîşe, bir padişah-ı raiyyetperver, aktâr-ı memleketine her istediği vakit muttalî olmak derecesine çıkmakla mesûliyet-i mâneviyeden kurtulur veya tam adâlet yapabilir."(1)

7.  لَوْلاَ اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّهِ  ayet-i kerimesinin -bir kavle göre- işaret ettiği gibi, Hazret-i Yusuf'un (a.s.), Kenan'da bulunan babasının timsalini görür görmez Zeliha'dan geri çekilmesi ve kervanları Mısır'dan avdet ettiğinde Hazret-i Yakub'un اِنِّى َلاَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ    yani 'Ben Yusuf'un kokusunu alıyorum.' demesi ve bir ifritin Hazret-i Süleyman'a 'Gözünü açıp yummazdan evvel Belkıs'ın tahtını getiririm.' demesine işaret eden  أَنَا اٰتِيكَ بِهِ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ  ayet-i kerimesi, pek uzak mesafelerden celb-i savt (ses nakli), suret (görüntü nakli) vesaire gibi beşerin keşfettiği veya edeceği icadata nümune ve me'hazdırlar." (2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirminci Söz.

(2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 31-33. Ayetlerin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Mukaddime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2896 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...