Block title
Block content

"Temsilin meâli ise: Evvelen ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhafaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kalmışlardır. Sonra herşey onlara görünmez olmuştur." ifadelerinin, devamıyla izahı nasıldır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Temsilin meâli ise: Evvelen ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhafaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kalmışlardır. Sonra herşey onlara görünmez olmuştur. Gece vakti ses sadâ olmadığından, sanki sağır olmuşlardır. Ateşleri söndüğünden, âmâ gibi olmuşlardır. Bir muhatap veya bir yardımcıları bulunmadığından, sanki lâl olmuşlardır. Ve o zulmetten çıkıp rücua kàdir olmadıklarından, sanki ruhsuz, heykel kesilmişlerdir. İşte temsildeki cümlelerle hikâyedeki cümleler arasında muvafakat tamamen tebaruz etmekle, aralarında bir muhalefet kalmadığı tebeyyün etti."

"İhtar: Temsildeki zulmet, hayret, ateş, hikâyedeki küfür, adem-i sebat ve fitnelerine işarettir."
(1)

Temsildeki karanlık münafıkların küfrüne işarettir. Evet küfür bir karanlıktır kainattaki sayısız tevhid nurunu ve delillerini nazardan düşürüp söndürür. Hayret ve ateş ise onların ruh dünyasının ne kadar oynak ve kararsız bir yapıya sahip olduğunu işaret ediyor. Bu oynak ve kararsız halleri de fitneyi tetikliyor.

Şimşeğin ışığı insanın önünü çok az bir zaman ışıklandırır, sonra tekrar zifiri karanlığa düşürür. Bu ifadede münafıkların psikolojik halleri tahlil ediliyor. Münafıklar Müslümanların içinde yaşadıkları için onlardan bir nur bir güzellik alma kabiliyetinde iken, hemen kalbindeki nifak ve küfür tohumları o cüzi ışığı söndürüyor, sonra tekrar karanlığa düşüyorlar.

"Âyette beyan edildiği şekil üzerine, ateş yakan adamın hali, Cezire-i Arapta sâkin Kur'ân'ın muhataplarından birinci tabakadaki adamların hallerine tetabuk ediyor. Zira o tabakadaki adamlar, bu ateşi yakan adamın halini ya bizzat görmüşler veya işitmişlerdir. Ve o halin ne derece müessir ve feci olduğunu hissetmişlerdir. Zira onlar çok defa güneşin zulmünden gecenin zulmetine kaçarak gecenin serinliğinde yollarına devam ettikleri sırada, şiddetli yağmurlara rast gelerek çok zahmetlere düşmüşlerdir. Ve keza çok defa yollarını kaybederek muzır hayvanlarla dolu mağaralara girmişlerdir. Ve arkadaşlarını görüp onlarla ferahlanmak ve eşyalarını görüp, muhafaza etmek veya muzır hayvanları görüp onlardan tahaffuz etmek için ateş yakmışlardır. Ateşin ziyasından istifade ederlerken, semavî bir âfetle ateşleri söner ve reca ve ümitleri tamamen ye'se ve hüsrana inkılâp eder."

Bu temsilde bir Arap’ın çöl ikliminde ve coğrafyasında çektiği sıkıntılar tasvir edilerek, bir münafığın aslında ne kadar zorlu ve şaşkın bir ruh halinde olduğuna işaret ediliyor. Yani temsil hakikatin bir merceği ve bir dürbünüdür ki herkes soyut aklı ile o hali idrak edemiyor, lakin temsil o hali anlamada bir dürbün bir mercek vazifesi görüyor. Böylece küfrün ve onun en aşağı makamı olan nifakın ne kadar çirkin ve adi bir hal olduğu ispat edilsin ki kimse onu satın almaya kalkışmasın. Yani mağara ve o afetler münafığın ruhundaki azap ve nifak hallerine bir temsil bir işaret kabilindendir.

"Sual: Temsilde nurdan bahsedilmiştir. Münafıkların nuru nerede?"

"Elcevap: Kendisinde nur olmayan bir insan, muhitinde bulunan nurdan istifade eder. Muhitinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev'inde, nev'inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya menfaatleri için lisanında vardır. Bu da olmasa, evvelce iman edip sonra irtidat edenlerin evvelki nurlarına işarettir. Bu da olmasa dünyaya ait gördükleri istifadelerine işarettir. Ateşin, fitnelere işaret olduğu gibi. Bu da olmadığı takdirde daire-i imkânda olan nurları, vücut dairesine indirilmiştir."


Burada Üstad Hazretleri Nuru tarif ederken bütün muhtemel manaları sıralamıştır. En göze çarpan izah, münafığın çevresindeki nurdur, yani Müslümanların içlerinde yaşamaları onlar açısından bir fırsattır, lakin onlar bu fırsatı lehlerine çeviremiyorlar. Sürekli nifak ve küfrün kısır döngüsü içinde bocalayıp duruyorlar.

 Diğer bir mana onların nuru dilinin ucundadır, yani kalben inanmasalar da dilleri ile hakkı ve nuru itiraf ediyorlar demektir. Diğer bir mana da imandan sonra küfre sapanların önceki cüzi nurlarıdır. Başka bir nur ise münafıkların zahiren İslam olmalarından kaynaklanan menfaatlerdir. Mesela onlar savaşa girseler ganimetten Müslümanlar gibi istifade ediyorlar.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet: 17-20

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...