Block title
Block content

TERAKKİ

 
Terakki, “yüksek yere çıkmak, yükselmek,” demektir. Zıddı tedennidir; yani “aşağılara inmek, alçalmak, düşmek.”

Risale-i Nur’da gerçek terakki şöyle tarif edilir:
“Evet hakikî terakki ise; insana verilen kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyet ile meşgul olmaktadır.” (Sözler)

Hakikî terakki, insanın iç dünyasında, onu melekler sırasına geçiren hatta bazı yönleriyle onların da ilerisine götüren ilerlemelerdir. Bu ise her bir duygu ve lâtifeyi yaratılış gayesine en uygun şekilde kullanmakla gerçekleşir. Bu takdirde, bu lâtifeler kendilerine has ibadetlerini yerine getirmiş oldukları gibi, insanın da manen terakkisine ve ebedî saadetine vesile olurlar.

Meselâ, kalbi iman nuruyla parlayan insan terakki etmiştir. Aklı ilimle aydınlanan insan terakki etmiştir. Sevgi ve korku hislerini yerinde kullanan, yani Allah için seven ve korkan insan manen ilerlemenin en büyük iki sebebini bulmuş demektir.

Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2030 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi

TERAKKÎ VE ASAYİŞ İLE İLGİLİ 
Başarının üç temel unsuru: Bediüzzaman Hazretleri terakki ve asayişin üç mühim esasını şöylece tespit eder: “Terakkiyat ve asayişler, bununla temin edilmez. Belki mesaîlerinin tanzimine ve mabeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar.” — Lem’alar “Terakkiyat,” terakkinin çoğuludur. Ticaretteki terakki de bunun bir şubesidir ve bu üç esas ticarî hayatımız için de aynen geçerlidir. “Mesailerin tanziminin” en güzel örneği kendi vücudumuzdadır; büyük örneği ise kâinatta. Her organın belli özellikleri ve bununla başaracağı belli işler vardır. Bunlar İlâhî taktirle tayin edilmiştir. Toplu olarak icra ettiğimiz bütün işlerde mesai tanzimi ön plana çıkar. Ancak, kişiler, çoğu zaman, kendi kapasitelerini tam tespit edemez, his ve heveslerinin karışmasıyla, güçlerinin çok ötesindeki görevlere talip olurlar. Bunu engellemenin yolu, meşverettir. Herkesin kapasitesi test edildikten sonra meşveretle görev taksimi yapılır. Bu iş ne kişilerin kendi isteklerine bırakılır, ne de şirket yetkililerinin münferit kanaatlerine. Bir kişinin fikri ve tedbiri her konuda yeterli olmayabilir. Tek çıkar yol meselelerin ihtisas sahibi ehil kişilerle meşveret edilmesidir. “Aralarındaki emniyetin tesisi” şartı, özellikle şirketleşmelerde büyük önem kazanır. Bu emniyetin olmadığı ortamlarda, sermayeler birleşmez, herkes kendi gücüne göre yol alır. Kazanç asgarî seviyede kalır ve herkes “kârdan zarar” eder. “Teavün (yardımlaşma) düsturu” her sahada gerekli olmakla birlikte, bunu “zor durumda olan şirketlerin yardımına koşma” şeklinde anlamamız, ticarî noktada, daha yerinde olur.
İSTİFADE ETMEMİZ DİLEĞİYLE.. SELAM VE DUA İLE..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...