Block title
Block content

"Tercih bilâ müreccih" muhal midir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tereccuh bilâ müreccih muhaldir.

"Yani: Müreccihsiz, sebepsiz rüçhaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vâkidir. İrade bir sıfattır. Onun şe'ni, böyle bir işi görmektir." (1)

Burada, öncelikle, iki ana kavramı açmamız gerekirse, 'tereccuh bilâ müreccih,' anladığım kadarıyla, şu oluyor: Bir şeyin, üstün olmasını gerektiren bir sebebe binaen üstün olması, rüçhaniyet kazanması. Yani, iki şeyden birinin 'tereccuh'undan, yani rüçhaniyetinden, yani tercih edilmeye liyakatinden söz ediyorsak; onda, diğer şeyden üstün bir niteliğin bulunması gerekir. Yoksa, birbirine nitelikçe eşit iki şeyden birinin diğerine üstünlüğünden söz edilemez. Bir rüçhaniyet, bir üstünlük, bir 'tercih edilebilirlik' vasfından söz etmek, tercih edilmeye değer bir sebep, bir vesile gerektiriyor.

Bu, olayın, 'tereccuh bilâ müreccih'i mantıken muhal kılan tarafı.

Öte yandan, irade sahibi biri için, bir şeyi tercih etmişse, mutlaka o şeyde bir üstünlük, bir tercihe değer vasıf var ki tercih etmiş diyemiyoruz. İrade sahibi olan, meselâ, eşit vasıflara sahip iki şeyden birini tercih edebilir, diğerini ise tercih etmeyebilir. O, onu veya bunu tercih etmekte tamamen serbesttir; yaptığı tercihte illâ ki bir 'müreccih,' illâ ki onu bu tercihe mecbur bırakan bir sebep olması gerekmez. Yani, 'tercih bilâ müreccih' caizdir; ve dahası, vâki olan da budur. Yok eğer bir tercih söz konusu ise, burada illâ ki bu tercihi gerekli veya zorunlu kılan bir 'müreccih,' bir 'tercih sebebi' arıyorsak, iradeyi iptal ediyoruz demektir. Bir şeyi tercihe mecbur olan birinin iradesinden, irade serbestliğinden söz edilebilir mi gerçekten? Açıkçası, "Tercih bilâ müreccih muhaldir" diyen anlayış, iradenin tanım gereği olmazsa olmaz vasfı olan serbestliğini ortadan kaldırarak, iradeyi iptal etmektedir.

Şimdi, birbirine zıt iki kavramın pratik yansımalarını ele alacak olursak; öncelikle, İblis'in Cenab-ı Hakk'a itiraz ve isyanında, tam da bu yanlışı görürüz. Cenab-ı Hak bir imtihan sırrınca meleklere ve bu arada melekler arasında bir cin olarak İblis'e topraktan yaratılmış Âdem'e secde etmelerini emrettiğinde, İblis niye itiraz eder? "Tereccuh bilâ müreccih" mantığı ile bir tercihin ancak bir sebebe binaen olması gerektiğini düşündüğünden. Allah'ı, bir müreccihe, bir sebebe binaen tercihte bulunmak zorunda gördüğünden. Dahası, bu "Tereccuh bilâ müreccih" mantığı dahilinde, ateşten yaratılmış olarak kendisini, topraktan yaratılmış Âdem'den üstün gördüğünden. Oysa, Allah mutlak irade sahibidir; dilediğini seçer, dilediğini seçmez. "Âdem'e secde edin!" diye emretmişse, O böyle emrettiği için secde edilir, bu secde emrinin illâ ki bu tercihi zorunlu kılan bir sebebe dayanması gerekmez. Yok eğer Allah'ın bu emrinde illâ ki bir tercih sebebi arıyorsak, kendi aklımızla bulmaya çalıştığımız hikmeti iradenin önüne koyuyor, O'nun iradesini bu hikmete bağımlı kılıyor; sonuçta kendi aklımızı O'nun iradesinin üstüne çıkarırken, O'nun iradesini de esasen iptal ediyoruz demektir. İblis bunu yapmıştır işte.

Aynı şekilde, gelelim Mu'tezile'nin hüsün-kubuh yaklaşımına ve bu çerçevede ilâhî emir ve yasaklarda 'illet' olan emr-i ilâhîyi bir 'hikmet'e, bir 'tercih sebebi'ne bağlama çabasına. Ehl-i Sünnete göre, Allah içkiyi haram kılmıştır; içkiyi çirkin kılan, nehy-i ilâhîdir. İçki, Allah haram kıldığı için haramdır ve içilmesi haram bir fiil olduğu için çirkindir. Mu'tezile'ye göre ise, içki zâtında kötü olduğu için Allah onu haram kılmıştır. Ehl-i Sünnet, Allah'ı "tercih bilâ müreccih" makamında görür; O'nu, mutlak iradesiyle öyle veya böyle tercih edebilir konumda görür; ilâhî tercihin illeti olarak 'irade-i ilâhî'yi görür; ve ayrıca bir 'zorunlu tercih sebebi' aramaz. Yani, tercih bilâ müreccih'i caiz ve vâki görür iken, tereccuh bilâ müreccih mantığıyla emr-i ilâhîye bakmaz. Mu'tezile ise, Allah içkiyi haram kılmışsa, içkiyi haram kılmayı gerektiren bir müreccih, bir tercih sebebi arar. Ehl-i Sünnet'in tam aksine, "tercih bilâ müreccih"i muhal gördüğü için, "tereccuh bilâ müreccih"e sapar. Böylece, hem Allah'ın yarattığı bazı şeylere zâtında kubuh izafe ederek O'nun sıfat ve esmâsının münezzehiyetine halel getirirken, öte yanda iradesini 'bir sebebe bağlı' görmekle iptal eder.

Benzer şekilde, özelde modernistlerin dini yorumlayış biçiminde de, 'tercih bilâ müreccih'i kavramayıp, sürekli 'tereccuh bilâ müreccih' mantığıyla hadiseye yaklaşmanın izini ve eserini görürüz.

 

* * *

"Tercih bilâ müreccih.", itibarî emirlerde câiz, sabit emirlerde muhaldir. İtibarî emirler için kullanılan, tercih bilâ müreccih câizdir, ifâdesindeki müreccih kelimesi, tercih ettiren sebep, vasıf, özellik, kısaca üstün sıfat mânâsında kullanılmıştır. Meselâ altından yapılmış bir kalemin gümüş kalemden üstün ciheti, râcih sıfatı varsa da, altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kalemden hiçbir üstünlüğü yoktur.

Eğer tercih bilâ müreccih muhal olsa, bizim bu iki altın kalemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kalemden birisini cüz’î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir.

Sabit emirlerde, yâni yapılmış, meydana gelmiş şeylerde, tercih bilâ müreccih muhaldir. Buradaki müreccih kelimesi, tercih edici sebep veya zât, mânâsındadır. Mevcut bir eser, kendisinin var olmasını yoklukta kalmasına tercih eden bir müreccihi gösterir. O müreccih olmaksızın eserin meydana gelmesi muhaldir.

İşte ilm-i kelâmdaki: Tercih bilâ müreccih muhaldir, ifâdesi bu kısım içindir. Bu hâl, Tereccüh bilâ müreccih muhaldir, şeklinde de ifâde edilmektedir.Bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yâni tercih edici bir sebep veya zât olmaksızın olamaz.

Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Meselâ, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yâni tercih yapan bir kâtibe delâlet eder ve onsuz olamaz.

Aynen öyle de, bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allahü Azîmüşşân’dır.(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

 

(2) Mehmed Kırkıncı Hocaefendinin “Kader Nedir?” kitabından hazırlanmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

abd2005
Allah'a vüdumdaki zerreler adedince hamdü senalar olsun ki bir yabancı olarak beni bu dili öğrenmeyi layık gördü ve Risale-i Nur hakikatlarının arasında bu hakâiki anlamamı (cüz'î dahi olsa) nasip etti. Ağlamak istiyorum ve bağırmak istiyorum ve sabırsızlıkla içinde bulunduğum treni beni durağımda indirmesini beklemekteyim. Allah'ımızın size verdiği ilminizin zekâtınıza tâlibim. Allah sizden razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...