TESHİR

Bu âlemi altı günde yaratmayı takdir buyuran Allah, her şeyi insana göre terbiye ediyordu. Onlara öyle şekiller veriyordu ki, bunlar ileride gelecek misafirlerin işine yarasın. Öyle renkler takıyordu ki, o halifenin gözü onlarda dolaştıkça ruhu huzurla, ferahla dolsun.

Elementlerin herbirini ayrı bir terbiyeden geçiriyor, ağaçların her cinsine ayrı özellikler takıyor, her hayvan nevini ayrı bir ruh hâletiyle donatıyordu.

İşte bütün âlemleri insana hizmet ettiren bu Rahmanî hakikata, “teshir” diyoruz.

Bir ânımız dahi bu fiilin lütufkâr tecellisinden dışarı değil. Bir hâlimiz bile onsuz vücut bulamıyor.

Dudağımızın önünde nöbet bekleyen hava… Ayağımızın altından eksik olmayan toprak… Bizi sırayla birbirine teslim eden gece ve gündüz… Bizim için kilometrelerce yol kat’eden bal arısı... Hepsi bize bu teshiri haykırıyorlar.

Su bizim için berrak akıyor. Çiçek bizim için bezenmiş, cevizin kabuğu bizim için sert, içi bizim için yumuşak...

Dünya döner ama kendi zevki için değil. Nehir akar ama kendi işi için değil. Kavağın uzaması, söğüdün yayılması da kendileri için değil...

Bütün bunlar teshir fiilinin birer meyvesi.

Bu İlâhî yardımı, aklımızın önüne seren bir âyet-i kerime:

“Hem göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini kendinden (kendi lütfundan) sizin için teshir buyurdu.” Casiye, 13

Teshirde, iradesizlik vardır. Teshirde, cebir vardır. Bu kâinat ve içindeki eşya bizlere kendi arzularıyla hizmet etmiyorlar. Ve âyetin devamında, bu lütuf ve ikramı düşünmemiz tavsiye ediliyor:

“Şüphesiz, bunda, düşünen kavimler için âyetler var.”

İnsan insafla düşünmeli:

Bütün bu eşya bana hizmet etmekle, nefsime, “başıboş olmadığını” ders vermiyor mu?.
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...