TEVECCÜH-Ü NÂS

"Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlası kaybeder, riyaya girer." Lema’lar

Teveccüh-ü nâs, kulların sevgisine ve alkışına kapılıp, dünyaya geliş gayesini unutma hastalığı... Kendi gibi zavallı bir başka insandan medet bekleme gafleti... Riyanın davetçisi, rızaya giden yolun en büyük engeli.

Riya, rüyetten geliyor; yaptığı iyilikleri başkalarının görmesini istemek, gösteriş yapmak.

Bir asır sonra gelecek insanları düşünelim. Henüz yokluk karanlıklarında bulunan bu müstakbel misafirler, vakitleri geldiğinde bir İlâhî lütuf olarak hayat nimetine kavuşacaklar ve yer küresine ayak basacaklar.

Ve bunlardan büyük bir kısmı, kalabalıklara kapılıp kendilerini unutacaklar; kul olduklarını, misafir olduklarını, yolcu olduklarını hatırlamayacaklar bile. Ve başka rahimlerde beslenmiş ve kendileri gibi âciz, kendileri kadar fâni olan diğer insanların sevgisini kazanmaya can atacaklar.

Toplumun esiri olacak, onların ayıplamasını günahtan önde tutacak, onların beğenmesini rızaya tercih edecekler.

Yolculuğun kabirden sonraki safhalarını düşünmeyecekler. Herkesin kendi derdini tek olarak çektiği kabir âlemini, kimsenin kimseye dönüp bakamayacağı mahşer meydanını ve Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği hesap gününü hatırlamayacaklar bile. Bütün bu safhalarda "desinler"in yahut "demesinler"in beş para etmediğini akıllarına getirmeyecek, his dünyalarından uzak tutacaklar.

İşte kendini unutan ve ebediyet yurdunun azap diyarına doğru âdeta koşar adımlarla giden bu kalabalıkların karşısına peygamberler çıkıyorlar, âlimler, arifler çıkıyorlar ve onlara yanlış yolda olduklarını anlatıyor ve onları hidayet yoluna çağırıyorlar

"Allah, mü’minlerden nefislerini ve mallarını Cennet mukabili satın aldı."(Tevbe, 111) âyet-i kerimesi insanlık âleminin nazarını Cennete çevirmiş ve o lütuf beldesinin ancak mü’minler için hazırlandığını haber vermiştir. Mü’min olan insan, Cennet mukabili satın alınmıştır. O halde, geliniz başkalarının teveccühüne can atan nefsimize şunu ders verelim:

Doğum kanunu kimin elinde ise, bizi bu dünyaya O getirdi ve ölüm kanunuyla da bizi ukbâya O göç ettirecek. Bu kısa dünya yolculuğunda yolcularla oyalanmak, onların takdirlerini kazanmak bize ne fayda verebilir!?..

Tarihe bu gözle bakabilsek ne kadar ibret sahneleri görürüz! Nerede bir asır öncesinin alkış toplayanları ve onları alkışlayanlar? Nerede o hükümdarlar ve onlar için kasideler yazan, övgüler yağdıran şairler? Nerede o büyük zenginler ve onların eline bakan fakirler?

Bir asır sonra da biz mâzi olacağız ve bir sonraki nesil de aynı soruları kendi asırlarının insanlarına soracaklar.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...