TEVEKKÜL

“Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir.” Hadis-i Şerif

Tevekkül; yanlış yorumlara uğrayan bir kavram.

Tevekküle karşı çıkanlar, nefislerine itimad ederler, Allah’ın lütfunu, yardımını, keremini hiç düşünmezler. O’nun mülkünde yaşadıklarından ve her neleri varsa, hepsini O’nun ihsan ettiğinden gafildirler. Bedenlerindeki her hücrenin ve kâinattaki her sistemin İlâhî iradeyle terbiye edildiğini unuturlar.

Mümin, kendisinin de kainatın da Allah’ın mülkü olduğunu bilir. Bunlardaki sonsuz icraatları O’nun yaptığının şuurundadır. Bu şuurla Allah’a tevekkül etmenin safasını sürer.

Kendi iradesine bırakılan işlerde görevini aksatmadan yürütür. Sebepler dünyasında yaşadığının ve ekmeden biçemeyeceğinin şuurundadır. Bunun yanında toprak zerrelerinin buğday yapacak ilme ve kudrete sahip olmadıklarını da çok iyi bilir.

Sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah’a tevekkül eder. Zira, ağaçtan meyve, topraktan hububat ve topyekûn kâinattan insan süzüp çıkaran O’dur.

Gerçekten, tevekkül en büyük bir huzur vesilesi.

İnsanın önünde çok menziller var. Kabre girmeden önce çoğu zaman, hastalıklara, musibetlere, çaresizliklere, ihtiyarlığa da uğrar. Bütün bu safhalarda insan tevekkülsüz yaşayabilir mi?

Bir hasta, muayene olma ve ilâç alma safhalarından sonra şifa bekleme dönemine girer. Doktoru da yanıbaşında onun iyileşmesini beklemektedir. Bu ikili bekleyiş Allah’a tevekkülden başka bir şey değildir.

Tevekkül, bütün canlıların hatta cansızlar âleminin de yaratılışlarında var.

Toprağın altında bekleşen tohumlar, yumurtalarını uzak denizlere bırakıp geri dönen balıklar, rızık kaygusuna düşmeden yavru yapan hayvanlar ve nihayet yollarını bilmeden süratle dönen gezegenler birer tevekkül sahnesi sergiliyorlar.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...