Tıp fakültesinde son sınıf öğrencisiyim, ama mesleğimi icra etmek istemiyor ve vaktimi iman hakikatleri ile geçirmek istiyorum. Bu konuda ne önerirsiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir kimsenin kendini iman hakikatleri ile meşgul olarak marifette terakki etmek istemesi ve öğrendiği güzel manaları başkalarıyla paylaşarak istifadeleri temin etme arzusu takdire şayandır. Bunu temin için ömrünün belli bir zamanını bu işe hasretme meyli bir fazilettir. Özellikle bu dalalet, sefahat ve maddeperestliğin intişar ettiği ve imanların tehlikede olduğu böyle bir zamanda, hazz-ı nefsini bırakıp Rıza-yı İlahi yolunda çalışmak isteyen bir kişiyi takdir etmemek mümkün değildir. Dini hassasiyeti olup bu işin mahiyetini bilen herkesin bundan memnuniyet duyacağını düşünüyoruz. Üstadımızın,

"Ve madem hakkalyakîn derecesinde yakînî bir kat’î kanaatımız var ki, biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir."(1)

cümlesi, bu mesleğin ne kadar mükemmel bir mertebe olduğunu izaha kafidir.

Bununla beraber şunların dikkate alınması, daha itidalli düşünmeye vesile olur kanaatini taşıyoruz:

1. Manevi hizmetlerde gönüllülük esastır. Bu hissin içten gelmesi, başkasının zoru ile hatırı ile suni teşvikiyle olmaması gerekir.

2. Başkası hakkında hüsnüzan vazifemiz olsa da kendimiz hakkında vakıflığın imtiyaz ve merciiyet değil, hizmetkarlık olduğu şuuruyla hareket edilmeli, kimin ne derece ind-i İlahide makbul olduğunun tam bilinemeyeceği derk edilmeli, içtimai hayatta farklı meslek gruplarında bulunan ağabey veya kardeşlerle samimi muhabbet ve ittihad neticesinde tezahür eden şahs-ı manevi ile ancak istikametli hizmet yapılabileceği şuurunda olmalı.

3. Kendi iradesiyle vakıf olmak istemek o kişinin makbul bir hakkı olduğu gibi, vakıf olan kimsenin de bir süre sonra kendi iradesiyle çalışma, ictimai hayat, aile hayatı gibi niyetleri de yine o kişinin makbul bir hakkı olduğunu bilmeli, bu hakkına uygun şekilde önü açılmalı, biri diğerine tercih ile diğerini tezyif meyline asla girmemelidir.

4. Her mesleğin kendine mahsus mesaisi olduğu gibi, mümkün olduğu derecede medresede vakf-ı hayat eden kişinin de manevi mesaisine dikkat etmesi gerekir.

5. Herkesin kendi dünyevi mesleğini icra ederken de iman hizmetinde bulunabileceğini, her alanda meşru meslek ve meşreb sahiblerinin bulunması ile hizmetin küllileşebileceği, hakaik-i imaniyeye hasr-ı vakt ile vakf-ı hayat etmenin faziletini teslim ile beraber fıtratların temayülüne müraat ile umuma teşmil etmenin doğru olamayabileceğini hatırdan çıkarmamak gerektir.

(1) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...