Block title
Block content

Tıpkı sahabeler gibi, ibadet, takva, riyazet gibi konularda derinleşen çok büyük zatlar vardır. Ama sahabelerdeki akrebiyet sırrına yetişemiyorlar diye biliyoruz. Kurbiyet ve akrebiyetin ölçüsü nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, kurbiyet ve akrabiyeti ibadetler ve kerametler ölçeğinde değerlendirip ayırt etmek doğru olmaz. Hatta tarikat berzahı ile giden evliyaların riyazetteki çileleri ve ibadetteki kemiyetleri, sahabeleri de geçmiştir denilebilir. Lakin burada kemiyet değil, keyfiyet hükmettiği için tarikat berzahında giden bir velinin bin rekat namazı, sahabenin belki bir rekatına mukabil gelmiyor.

Bu manaya işaret eden çok hadisler var mesela:

"Ashabım hakkında uygunsuz sözler söylemeyin! Eğer, sizden birinin Uhud Dağı kadar altını olsa ve bunun tamamını Allah yolunda infak etse, bu, onların bir-iki avuçluk infakına, hatta yarısına bile mukabil gelmez."(1)

İkincisi, tarikatın kutup ve aktaplarından ekserisi zaten velayet-i Kübra makamı olan akrebiyet mesleğindedir. Abdulkadir Geylani, İmam Rabbani, İmam Gazali gibi hem müçtehit hem kutup olan tarikatın şahları, zaten akrabiyet makamında gitmişler. Üstad Hazretleri bu hakikate şu şekilde işaret ediyor:

"BİRİNCİ NOKTA: Kırk elli sene evvel, Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatü'l-hakaike karşı ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarikat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü, aklı, fikri hikmet-i felsefiyeyle bir derece yaralıydı, tedavi lâzımdı."

"Sonra, hem kalben, hem aklen hakikate giden bazı büyük ehl-i hakikatin arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı, câzibedar bir hassası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbânî de ona gaybî bir tarzda 'Tevhid-i kıble et.' demiş. Yani, 'Yalnız bir üstadın arkasından git.' O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki:"

"'Üstad-ı hakikî Kur'ân'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.' diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu mânevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazâlî (r.a.) Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrâkın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, Kur'ân'ın dersiyle, irşadıyla hakikate bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ  وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ hakikatine mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş."

"İKİNCİ NOKTA: Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) ve İmam-ı Gazâlî (r.a.) gibi, akıl ve kalb ittifakıyla gittiği için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine çalışıp, lillâhilhamd, Eski Said Yeni Said'e inkılâp etmiş. Aslı Farisî, sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu'le, Lem'alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri ve Türkçede o vakit Nokta ve Lemeatı gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab etmiş. Yarım asra yakın o mesleği Risale-i Nur suretinde, fakat dahilî nefs ve şeytanla mücadeleye bedel, hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalâlete giden ehl-i felsefeye karşı, Risale-i Nur, geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçti."(2)

Üçüncüsü, bu gibi kalbi ve ruhi makamları zahiri hassasiyetler ile tartmak hatalı olur. Zahirde bakıldığında bir şeye benzemen, ama manevi alemde çok büyük makamlara ulaşmış çok gizli veliler vardır. Demek ibadetin ve çilenin şekil ve zahiri değil, keyfiyet ve kalitesi önemlidir.

Dördüncüsü, Sahabelere ve onların akrebiyet yoluna yetişilememesini Üstad Hazretleri üç başlık altında inceliyor ve bunun gerekçelerini izah ediyor. Biz bu izah ve gerekçelerini,  özet bir şekilde ve başlıklar halinde takdim edelim:

Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli:

- Sahabenin (Peygamberimizle beraber bulunan ve bizzat ondan ders alan Müslümanlar) derecesine diğer insanlar, veliler niçin yetişemez?

Birinci hikmet: Peygamber sohbetinin etkisi. Yani Peygamber Efendimiz (asm)'in o büyüleyici ve etkileyici sohbeti, en ami ve avam adamı bile bir anda en yüksek makam ve mevkilere çıkaracak tesirdedir.

İkinci sebep: Sahabe zamanında doğru ile yalanın birbirinden uzaklığı ve Sahabenin doğruluğu. İslâmın meydana getirdiği inkılâbın Sahabe zamanındaki tazeliği ve etkisi hiçbir dönemde tezahür etmemiştir. Bizim soyut olarak inandığımız şeylere, sahabeler bizzat gözlemleyerek iman ediyorlar. Elbette onların imanı sonrakilerin imanından farklı olacaktır. İnsanlığın en mükemmel modeli olan Peygamber (asm)'i somut bir şekilde gözlemlemek ile asırlar sonra hayalini gözlemlemek arasında ciddi farklar vardır.

Üçüncü sebep: Nübüvvet ile velâyet, evliya makamı ile sahabenin makamı arasındaki fark. Peygamberimiz (asm)'in velayet ve nübüvvet şeklinde iki yönü vardır. Sahabeler bizzat Nübüvvet yönü ile muhatap olmuşlar. Diğerleri ise Peygamber Efendimiz (asm)'in velayet yönü ile muhatap oluyorlar.  

Birinci vecih: Sahabe zamanındaki sosyal çevrenin yetenekler üzerindeki etkisi. Asr-ı Saadet ortamının sahabelerin üzerindeki muazzam etkisi, diğer dönemlerin insanlar üstündeki menfi etkisi de üstünlükte bir faktördür.

İkinci vecih: Allah’a yakınlık ve “zahirden hakikate geçme” konusunda sahabenin yolu ile tasavvuf arasındaki fark.

Üçüncü vecih: İslâmın başlangıcındaki hizmetleri yönünden sahabenin üstünlüğü. "Sebep olan yapan gibidir." kaidesince bizim bütün amel ve ibadetlerimiz sahabelerin amel defterine yazılıyor, zira onlar bütün Müslümanların iman ve ibadetine ilk sebeptirler.

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, fedâilü'l-ashab 5; Müslim, fedâilü's-sahabe 221; Tirmizî, menâkıb 58

(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Mukaddime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...