Block title
Block content

Tövbe almanın, rabıta yapmanın şirk olması mümkün mü, Üstat bu konuda ne diyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tövbe almak, rabıta yapmak tasavvuf mesleğinin içinde, insanın nefsini ıslah ve terbiye etmek için geliştirilmiş iki güzel disiplindir. Bunlara şirk demek büyük hata olur. Tövbe almaktan maksat, tasavvuf mesleğine giren bir müridin manevi temizlenmesi, geçmişteki hata ve günahlarına pişmanlık duymasıdır.

"Ey mü'minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH'a tövbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz."(Nûr, 24/31)

Tarikattaki tövbe almak işi, bir yönü ile bu ayetin bir ritüeli ve merasimi şeklindedir.

Genel anlamda rabıta ise, Allah’ı ve ahireti sürekli zihinde tutmak için tarikatın ayet ve hadislerden ilham alarak geliştirdiği bir tefekkür sistemidir. Kelime olarak rabıta, bağ demektir ve tarikatlarda “kendi şahsiyetinden sıyrılıp, şeyhinin veya Resulullah’ın manevî şahsiyetiyle bütünleşme, bir bağ kurma” şeklinde uygulanır. Bu gibi disiplinlerin özü ve esası ayet ve hadislere dayandığı için bunlara bidat ya da hata demek insafsızlık olur. Ehl-i sünnet alimleri tasavvuf ve tasavvuf içinde bulunan bu disiplinlere ilişmemişler, tam aksine teşvik etmişlerdir.

Rabıta hakkında Üstad Hazretleri şu ifadeleri kullanıyor:

"Ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîmin اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ  - كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevâidi pek çoktur. Hadiste  اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ (ev kemâ kàl) yani, 'Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz.' diye bu rabıtayı ders veriyor."(1)

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Düstur | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 11851 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...