Ubudiyet-i külliye ile vazifeli olan insanların, bu maksat ve gayeleri içerisinde medeniyet harikalarının pek fazla yer işgal etmeyeceği nazara verilirken, sanki bunlar kıymetsiz bir faaliyetmiş gibi anlaşılabiliyor. Bunu biraz açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ubudiyet, çok geniş bir mefhumdur. İnsanın “iman etmesi, ibadet yapması, günahlardan sakınması, nimetlere şükür ve ilahi eserleri tefekkür etmesi”, kısacası, kulluk şuuruyla yaşaması onun ubudiyeti olduğu gibi, her varlığın da kendine verilen vazifeyi aksatmadan ve en güzel şekilde yerine getirmesi ubudiyetin ayrı bir boyutudur. Üstad Hazretleri “vezaif-i eşya suretinde ubudiyetleri var.” buyurmakla bu dersi vermektedir.

İnsanın iman, muhabbet, ibadet, tevhid, teslim, tevekkül gibi ubudiyetlerine hiçbir varlık yetişemez. İnsanın bir de kendisine ihsan edilen aklını yerinde kullanmakla ortaya koyduğu harika eserler var. Bunlar da bir yönüyle aklın meyveleridir. Bu ikinci grupta hayvanların büyük çoğunluğu insandan daha mükemmel eserler ortaya koyabilmektedirler.

İnsanların ortaya koydukları eserler eğer “daire-i ubudiyetten haklarını isteseler” ifadesini, “medeniyet harikaları” olarak anlıyoruz. Ne insanın yaptığı uçak, sanat yönüyle kuşlara kavuşabilir, ne denizaltıları balıklara yetişebilir, ne de ürettiği şeker, bal ile mukayese edilebilir.

Burada maksat medeniyet harikalarını küçümsemek değil, insan eliyle ortaya konulan bu eserlerin çok daha mükemmelini Cenâb-ı Hakk’ın sair mahlukatında sergilediğine dikkat çekilerek, hem insana bu konuda enaniyete kapılmaması, hem de onun kemalinin bu sanat eserlerinde değil imanında, marifetinde, ibadetinde aranması gerektiği ders veriliyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ender56

Medeniyet harikalarının daire-i Rububiyet ve daire-i ubûdiyetten haklarını istemesi ne demek izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

"Eğer o harikalar, daire-i ubûdiyete gidip o daireden haklarını isterlerse, o zaman o daireden şöyle bir cevap alırlar ki:

“Sizin münasebetiniz bizimle pek azdır ve dairemize kolay giremezsiniz. Çünkü programımız budur ki: Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır; ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levâzımâtı tedarik etmekle mükelleftir. En ehem ve en elzem  işler takdim edilecektir. Halbuki siz, ekseriyet itibarıyla, şu fâni dünyayı bir makarr-ı ebedî nokta-i nazarında ve gaflet perdesi altında, dünyaperestlik hissiyle işlenmiş bir suret, sizde görülüyor. Öyle ise, hakperestlik ve âhireti düşünmeklik esasları üzerine müesses olan ubûdiyetten hisseniz pek azdır."

Burada anlatılmak istenen şey, medeniyet harikalarının insanların bu dünyaya asıl gönderiliş sebepleri olan kulluk amacı içerisinde çok az yer tuttuklarını ihsas etmektir. Yani insanın içerisinde çok az duracağı şu dünya misafirhanesinde, yapacağı mühim işlerin içerisinde medeniyet harikaları çok az yer tutar. Zaten insanlığın binlerce yılllık ömründe bunlar çok az zaman işgal ettikleri gibi, bunların yaratılış gayemize yönelik ehemmiyeti çok azdır.

İnsanlara kabirde ve haşirde sorulacak soruların içinde medeniyet harikalarına verdiği ehemmiyet olmayacaktır. Orada en ehemmiyetli işler olan iman, ubudiyet, takva ve amel-i salih ön plana çıkacaktır. Bunlar sağlam ise, diğerleri yok ise de ehemmiyetli değildir. Ama iman ve kulluk noktamız sıkıntılı ise, medeniyet harikalarına katkımız çok olsa da zararımız olmaz.    

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ender56

Allah razı olsun. Son cümlede yazım hatası var."Ama iman ve kulluk noktamız sıkıntılı ise, medeniyet harikalarına katkımız çok olsa da zararımız olmaz. "

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...