"Ubudiyet" ne demektir, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kul olduğunu bilen, kulluk vazifesini severek yerine getirir.

İbadetin belli vakitlerde yapılmasına karşılık, ubudiyet devamlıdır. Çünkü kulluktan ayrı olduğumuz bir ânımız yok. Her an hayatı tadan, her an bedeninden istifade eden ve her ânı Allah’ın yarattığı bu âlem içinde geçen insan daima kuldur. O hep doğru söyleyecek, hep helâl yiyecek, hep meşru dairede dinleyecek, hep doğru düşünecektir.

Namazını tamamayıp mescidden ayrılan bir müminin ibadet görevi ikinci vakte kadar tamamdır, ama ubudiyet görevi devam etmektedir.

Ubudiyet bir sahra ise, ibadet o sahrada yer yer yükselen dağlar gibidir.

İbadet insanda ubudiyet şuurunu pekiştirir, kuvvetlendirir. Bu şuur sayesinde insan, emdiği havanın, içtiği suyun, aldığı gıdanın hep Allah’ın ihsanı olduğunu düşünür ve kalbi Rabbine karşı sonsuz bir minnettarlıkla dolar. Rabbinin misafiri olmanın hazzını ruhunun tâ derinliklerinde hisseder.

O’nun nimetlerine şükürle, kemaline hayretle, hikmetine tefekkürle, musibetlerine de sabırla mukabelede bulunur.

Konunun bir başka yönü de şudur:

Kul Rabbinin bütün icraatlarını güzel görmelidir. “Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.” diyerek, kendisiyle ilgili her türlü İlâhî icraatı rıza ve memnuniyetle karşılamalıdır.

Büyük Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır, bu mânayı şu veciz ifadeleriyle çok güzel nazara verir:

“İbadet, Allah’ın razı olduğu şeyi yapmak, ubudiyet ise Allah’ın yaptığına razı olmaktır.”

***

İFLAS VE ZARAR

Toplum hayatında özellikle, ibadet görevini aksatan bazı Müslümanlardan şu tip sözleri çokça işitiriz:

“Namaz kılıyor, ama şöyle şöyle de yapıyor. Bunlar bir Müslümana yakışır mı?”

Sözü edilen o kötü hallerin İslâm’da yeri olmadığı ve bir müslümana yakışmayacağı bir gerçek. Ancak, bir Müslümana, Allah’a ibadet etmemek de yakışmıyor. Bu ithamı yapan kişi, sözünü ettiği o kötü huylardan uzak biriyse, onun o güzel ahlâkı kendi sevap hanesine yazılır, ancak ibadet etmemesinin günahı da ayrıca yazılır. İtham edilen kişi için de aynı şey geçerlidir. Onun da namazının sevabı ayrı, kötü işlerinin günahı ayrı yazılır.

“Zerre miskal hayır ve şerrin görüleceğini” ders veren ayet-i kerimeye bir de bu nazarla bakmak gerekiyor.

Ticarette de böyle değil mi? Bir kişinin on ayrı iş yeri olsa, herbirinin kârı ve zararı ayrı hesaplanır. Bir işten zarar etti diye hemen o adamın iflas ettiğine hükmedilmez. Manevî ticarette de bu böyledir. Büyük günahların bile insanı küfre sokmadığı düşünülürse, mana aleminde gerçek iflas “küfürdür,” günahlar ise manevî zarar hükmündedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...