Block title
Block content

Üçüncü Hakikat'in haşiyesinde küfür yolunun zor, muhal ve akıldan uzak ve müşkülatlı olduğu vurgulanıyor. Nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nur Küllîyatında küfür için şu ikili tasnif yapılır:

“Küfür ve dalalet iki kısımdır. Bir kısmı amelî ve fer'î olmakla beraber, iman hükümlerini nefyetmek ve inkâr etmektir ki, bu tarz dalalet kolaydır. Hakkı kabul etmemektir, bir terktir, bir ademdir, bir adem-i kabuldür."

"İşte bu kısımdır ki, risalelerde kolay gösterilmiş. İkinci kısım ise, amelî ve fer'î olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür. Yalnız imanın nefyini değil, belki imanın zıddına gidip bir yol açmaktır. Bu ise, bâtılı kabuldür, hakkın aksini isbattır. …"

"İşte sair risalelerde imtina derecesinde suubetli ve müşkilâtlı gösterilen küfür ve dalalet bu kısımdır ki, zerre mikdar şuuru bulunan, bu yola sâlik olmamak lâzımdır.”   (Lem’alar, On Üçüncü Lem’a)

Adem-i kabul; kabul etmemek, dinî meselelere ilgi duymamak, düşünmeden yaşamak, inanç konusu açıldığında da fazla bir yoruma gitmeden sadece inanmadığını ifade etmakle yetinmek, bunu şahsî bir görüş olarak benimseyip başkalarının inançlarına da karışmamaktır. Üstadımız bu tip inançsızlık için  “Adem-i kabul … bir cehildir, bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir.” der. (Yedinci Şua).

İnanmayanların büyük çoğunluğu bu yolda giderler. Dünyanın geçici zevklerinin ve makamlarının peşinde koşmakla, özellikle sefahat ve işret ile sarhoş olan bu kesimin inkârları kolaydır. Nitekim, Avrupa ülkelerinde iman ve İslam’dan söz etseniz çoğu kimse “Ben metafizik konulara ilgi duymuyorum.” diyerek konuşma yolunu hemen keser, kendi işine devam eder, sizin inancınıza da karışmaz.

Kabul-ü adem ise, “imanın zıddına bir yol açmak” olarak tarif edilir. Burada “inançsızlığını yahut yanlış inancını ispata zorlama, başkalarını da bu yola çekmek için gayret gösterme” söz konusudur. Bu yol hem zordur, hem de bu yola gidenler azınlıktadırlar. Maddeye ezelîyet verip her şeyi madde ile açıklamaya çalışan materyalistler ve her şeyin zaman içinde evrim geçirerek kendi kendine tekâmül ettiklerini iddia eden evrimci biyologlar bu ikinci gruba girerler.

Üstad'ın bir cümlesini konumuza uygulayarak iki yol arasındaki önemli farkı ortaya koymaya çalışalım:

“Bir harf kâtipsiz olmaz.”

Kâğıt üzerinde yazılmış bir kelime ve yanı başında bir kâlem ve mürekkep okkası.

Adem-i kabulcüler, yazıya da onu kimin yazdığına da önem vermeyen, bunları hiç düşünmeyerek sadece dünyevî zevk ve menfaat peşinde koşan fikir yoksunu kimselerdir.

Kabul-ü ademciler, katibi kabul etmeyip “yazının kendi kendine meydana geldiğini” veya “o yazıyı kâlemin yazdığını” yahut “mürekkebin uzun süre bekleyerek evrim geçirmesiyle kelime olduğunu” iddia ederler. Bu yanlış fikirlerini ispata zorlanır, başkalarını da kendi sapık fikirlerine davet ederler. 

Bu yol çok zordur, akıl haricidir.

Bu olayın en kolay ve makul izahı, “Bu yazının bir kâtibi vardır. Kâlem onun emrindedir. Kâleme mürekkep koyan da odur.”

Kur’an-ı Kerim'de, imansızlar için  “Onlar hayvanlar gibidirler. Belki tuttukları yol itibarıyla onlardan da aşağıdırlar.” buyrulur (Furkan, 24/44). 

Burada hayvanlara benzetilme, düşünmeden yaşama yönüyledir. Onlardan aşağı olmaları da küfür ve isyanları cihetiyledir. Hayvanlar âleminde isyan yoktur, hepsi kendine mahsus bir tespih ve ibadet üzeredirler. Ayetin bütün imansızlara şümulü olmakla birlikte, düşünmeden yaşamak “adem-i kabulcüleri” daha çok hatırlatıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...