Block title
Block content

ÜLFET

 
Ülfet, şu muhteşem kâinatta sergilenen ve her biri bir kudret mûcizesi olan mükemmel eserleri üstünkörü bir nazarla geçiştirme, onları bildiğini zannetme ve derinlemesine düşünmekten kaçınma hastalığıdır; insanın fikrini yanlış yollara sevk eden, vehimlere ve zanlara sürükleyen bir marazdır.

Süleymaniye’ye ne zaman gitseniz, o muhteşem mâbedi hayran hayran seyreden bir grup insana rastlarsınız. Başka menzillerde farklı konuları konuşan bu insanlar, Süleymaniye’ye geldiler mi artık Sinan’dan söz etmeye başlarlar. Daima onu yâd eder, onu takdir ederler. Şimdi, hayâlimizde her şeyiyle Sinan’ın eseri olan bir şehir canlandıralım. Câmilerini de o yapmış olsun, dükkânlarını da, evlerini de, yollarını da.

Böyle bir şehirde doğan, büyüyen bir insan ya, her adımda Sinan’ı hatırlayacak yahut ülfet dediğimiz alışkanlık belâsıyla, bu harika eserleri görmeden yaşayacak, onun yapıp çattığı bu beldede ondan gâfil olarak ömür tüketecektir.

Büyüklüğüne sınır biçilemeyen ve sanat inceliklerine hakkıyla vâkıf olunamayan bu kâinat şehri de Allah’ın mülkü. Hiç bir insanın bu mucizeler diyarında Allah’tan gâfil olmaması beklenir, ama bu çoğu kez gerçekleşmez.

Çoğu insanın şu mûcizeler diyarında gaflete düşebilmesi, biraz da onların bu âleme geliş biçimiyle ilgilidir. İnsanlar, bu beldeye Yıldız Sarayı’na girer gibi girmiyorlar. Kapıda görevlilerce karşılanmıyor, içerileri teşrifat memurları nezdinde gezmiyorlar. Onlar bu sarayın içinde yaratılıyorlar. Sarayda doğuyor, sarayda büyüyor, sarayda ölüyor, saraya defnediliyorlar.
İşte bu saray hayatının verdiği umursamazlık ve vurdumduymazlık hastalığına ülfet diyoruz. Bu hastalıkla fikirler uyuşur. Ne bakışlarda hayat, ne kalplerde seziş kalır. Bu derde müptelâ olanlar, her zerresi sonsuz hikmetler taşıyan bu âlemde, ömürlerini “O mahiler ki derya içredür deryayı bilmezler” mısraında ifadesini bulan bir garip ruh hâleti içinde geçirir dururlar.

Yokluğunu hiç çekmedikleri nimetler onların nazarlarından saklanır.

Dünyanın güneş etrafındaki harika seyahatini hiç hatırlamazlar. Zira, bir an inmeksizin hep onun sırtında gezmişlerdir.

Baharın geldiğine yeterince hamdetmezler. Çünkü baharsız yıl geçirmemişlerdir.
Hava nimetine şükretmek hatırlarına gelmez. Çünkü, hiç havasız kalmamışlardır.
Misaller çoğaltılabilir. Ve bütün bu nankörlükler çoğu kez ülfetten kaynaklanır.

Bak: Âdiyat

Paylaş
Yükleniyor...