Block title
Block content

Ümid ve korku ortasında olmanın oranı ne olmalıdır? Yüzde kaç ümit, yüzde kaç korku olmalıdır? Risalelerde bu konuda bir bilgi var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslam inancında mümin ümit ile korku arasında olmalıdır. Ne, Allah’ın rahmetine bütünü ile umut bağlayıp ameli terk etmek doğrudur, ne de Allah’ın rahmetinden umudu kesip, ben affedilmem diyerek küfür ve amelsizlik kuyusuna düşmek doğrudur. Mümin ümit ile korku arasında yaşamak ile mükelleftir. Allah’ın rahmet ve affı olduğu gibi, azap ve cezası da vardır. Öyle ise azaptan da rahmetten de emin olmak batıl bir davranıştır.

Celal ismi Allah’ın kahhar, intikam, ceza, azamet, haysiyet gibi sıfatlarını temsil eder. Bu sıfatların tecellileri insanın akıl ve duygularını dehşet ve vahşet içerisinde bırakır. İnsanlarda, bu sıfatların dehşetli tecellisinden dolayı  korkup kaçma ve bir yere sığınma meyli oluşur. Tabi buradaki dehşet ifadesi azamet ve kibriya anlamındadır.

Cemal ismi Allah’ın lütuf, şefkat, af, ihsan, cömertlik, ikram gibi sıfatlarını temsil eder. Bu sıfatlar ise, kendine iman ve ibadet ile itaat eden kulların taltif ve mükafatlandırılmasını gerektirir.

 İşte celal isim silsilesinin dehşetli tecellisinden korkup sığınma ihtiyacı hisseden insan, Allah’ın bu cemal isim silsilesine sığınır ve onun şefkatli kucağına atılır. Tıpkı annenin, çocuğuna bir tokat vurduktan sonra, çocuğun tekrar annenin şefkatli kucağına atılması gibi, insan da aynı şekilde Allah’ın celal isminin dehşetli ve haşmetli tecellisinden hayretle korkup, cemal isminin şefkatli ve merhametli kucağına firar etmelidir.

Bu muvazene ve denge içinde olma haline “beynel havf ve reca” denilmiştir ki, bu ahvalin  rakam ve oranla ifade edilmesi yanlış olur. İlle de rakam telaffuz edilecek olursa, yüzde elli olmalıdır. Zira yüzde doksan dokuz ifadesinde denge yoktur, bir tarafın galibiyeti söz konusudur.

Allah, imtihan sistemini havf ve reca muvazesenesi üzerine kurmuştur denebilir. Üstadın şu ifadeleri bu konumuzu izah etmektedir:

"Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda, çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla, çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ, Leyle-i Kadri umum Ramazan’da, saat-i icâbe-i duayı Cuma gününde, makbul velîsini insanlar içinde, eceli ömür içinde ve kıyametin vaktini ömr-ü dünya içinde saklamış."

"Zira, ecel-i insan muayyen olsa, yarı ömrüne kadar gaflet-i mutlaka, yarıdan sonra darağacına adım adım gitmek gibi bir dehşet verecek. Halbuki, âhiret ve dünya muvazenesini muhafaza etmek ve her vakit havf ve recâ ortasında bulunmak maslahatı, iktiza eder ki, her dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu halde, müphem tarzdaki yirmi sene müphem bir ömür, bin sene muayyen bir ömre müreccahtır."(1)

Keza İşaratü'l-İ'caz'da ise konunun bir başka vechesi şöyle ifade edilmektedir:

"Arkadaş! Cenâb-ı Hakkın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celâlî, diğeri cemalî, iki türlü tecellîsi vardır."

"Celâl ile cemâlin sıfât-ı ef’al âleminde tecellîsinden lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder."

"Ef’al âlemine tecellî edince, tahliye تَحْلِيَه ile tahliye تَخْلِيَه, (tezyin ile tenzih) doğar."

"Âsâr ve a’mâl âleminden âlem-i âhirete intıba’ edince, lütuf Cennet ve nur olarak, kahır da Cehennem ve nar olarak tecellî eder."

"Sonra âlem-i zikre in’ikâs edince, biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır."

"Sonra âlem-i kelâmda tecellî edince, kelâmın emir ve nehye taksimine sebep olur. Sonra âlem-i irşada intikal edince, irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzara taksim eder."

"Sonra vicdana tecellî edince, reca ve havf husule gelir."

"Sonra irşadın iktizasındandır ki, havf ile reca arasındaki müvazene devamla muhafaza edilsin ki, reca ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de eğri yollara gidilmesin; ne Allah’ın rahmetinden me’yus, ne de azabından emin olunsun."
(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal.

(2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 6. Ayetin Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...