Block title
Block content

"Umûr-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıpta, haset ve kıskançlık olmamalı." cümlesinde "gıpta" kötü bir haslet olarak anlatılıyor. Halbuki ilime, bilgiye, ubudiyete gıptanın güzel bir haslet olduğunu mülahaza ediyordum. Bu konuyu izah edebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hased: Hadîsin yasakladığı, mezmum ahlâklardan biridir. Bunu şârihler, "Bir şahsın, nimetin layık olan kimseden zevâlini temenni etmesi" diye tarif ederler. Bu duygunun insanda fıtri olarak varlığı kabul edilir. Şu halde, hadîste yasaklanan husus bu duyguyu taşımak değil, bu duygu mûcibince amel etmek, bunun gerçekleşmesi için fiile geçmek, koşuşturmaktır. His hâlinde kalması zarar vermez. İstenen, onun frenlenmesidir. Ancak bu frenleme işinin tesâdüfi değil, şuurlu ve irâdî olması gerekir. Acz sebebiyle hasedin gereğini yapmayanla, gücü yettiği halde yapmayan farklıdır.

Resulullah'ın istediği bu ikinci kısımdır. Bunda nefsî mücahede var, bunda Allah rızası için, Resulünün emrine uymak için ortaya konan bir gayret var. Şu kaydedeceğimiz hadîs, sadedinde olduğumuz hadîste yasaklanan bazı hislerin fıtrî olduğunu belirtir ve bir kurtuluş yoluna dikkat çeker:  "Üç şey vardır, kimse onlardan sâlim değildir: Uğursuzluk, zan, hased..." Resulullah'a bunlardan kurtuluş yolu nedir, diye sorulunca şu cevabı verdi: "Uğursuzluk içinden geçince hoşlandığın işi bırakma, zanna düşünce araştırmaya kalkma, hased duyunca da gereğiyle amel etme." Şu halde; zan ve hasedden kurtuluş, bu hislerin peşine düşmemek suretiyle gerçekleşir.

HASEDİN ZARARLARI: Bu mezmum ahlâk önce haside (haset eden kişiye) zarar verir. Başkasında gördüğü her nimet onu rahatsız eder. Ancak asıl büyük zarar, hasedcinin böyle bir hissi içinde taşımakla yetinmeyip, arzusunu gerçekleştirmek üzere, onun gereği olan hile, söz ve fiillere yer vererek, faaliyete geçmesiyle hasıl olur. Bilindiği gibi Felâk sûresinde "Hasedcinin hased ettiği zamanki şerrinden Allah'a sığınmak" emredilmiştir. Yani hasedci kimse, içinde geçen hased ve çekememezlik duygularının muktezasını gerçekleştirmek için harekete geçtiği takdirde, son derece zararlı olabilmektedir. Zîra, böyle habis nefislerin göze almayacağı kötülük, başvuramayacağı hile ve habâset yoktur. Mezkur sûre, hased duygusunun, kişinin içinde kaldıkça sâhibinden başka kimseye zarar vermeyeceğini de dolaylı olarak ifade etmektedir.

HASEDİN ÇARESİ: Bir mü'mine yakışan, hased hissi içinde doğduğu zaman, bundan nefret edip defetmeye çalışmaktır; tıpkı haram şeyleri yapmak hissi içinden geçince yaptığı gibi. Bu duyguyu tedavi hususunda Bediüzzaman merhum şu tavsiyede bulunur:

"Hasid adam hased ettiği şeylerin âkibetini düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fânidir, muvakkattır. Faidesiz az, zahmeti çoktur. Eğer, uhrevî meziyetler ise, zâten onlarda hased olmaz. Eğer onlarda dahi hased yapsa, ya kendisi riyâkârdır; ahiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahud mahsudu (hased ettiği kimseyi) riyâkâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder. Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup kader ve rahmet-i İlâhiye'ye, onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor, âdeta kaderi tenkid ve rahmete itiraz ediyor. Kaderi tenkid eden başını örse vurur kırar. Rahmete itiraz eden rahmetten mahrum kalır."(1)

MEŞRU HASED: Son olarak bir noktaya daha parmak basmak isteriz. İslâm uleması, bazı kimselere karşı hasedin meşru olabileceğini söylemiştir. Onlar kâfirlerle, mazhar oldukları nimetleri, Allah'a isyan ve bir kısım günah işlerde harcayan fasıklardır. Bunların ellerindeki nimetten mahrum kalmalarını temenni etmek günah değildir. İlim noktasından bazı insanlar örnek alınıp, kişinin bu noktadan gayret göstermesi güzel bir duygudur.

Yalnız bu husus kıskançlık ve hased gibi durumlara vasıl olup o kişileri kıskanmak ve bu ilmin niçin onlara verildiği veya onların layık olmadığı gibi hissiyatlar bizlere zarar verebilir...

(1) bk.Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

talipoglu
ben size hasedi sormadım ben size gıptayı sormuştum yinede cevapladığınız için teşekkürler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (burhan)

Gıpta, bir kişiye özenmek anlamındadır. Bir kişide bulunan maddi veya manevi bir değerin kendisinde bulunmasını istemektir. Ama hased öyle değildir. Hased, başkalarında olan bir kemalatı veya maddi varlığı çekememek ve onu çekiştirmektir. Gıpta bir cihetle meşru bir histir. Ama Hased, dinimiz tarafından yasaklanmış bir his ve davranıştır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Lemalar
Ustad Bediüzzaman "Ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleride beğenmiyorum" diyor. Peki bu durumda ustada gıpta edemezmiyiz?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (burhan)

Üstadımızın veya büyük zatların bazı his ve durumlarını - onlara benzemeye çalışıp azmetmeye vesile olduğu için - gıpta etmek elbette güzeldir. Ama Risale-i Nurlarda geçen "Gıpta damarını tahrik etmemek" ifadesinde, emsal olan kişilerin birbirlerine bu nazarla bakmaları kast edilir. Çünkü, bu tarzda masumane başlayan bir gıpta hissi ileride daha kötü sonuçlar verebilir. Yoksa büyük zatlara benzemeye azmettiren gıpta etmek ise, masum bir histir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hacer91872

gıbta hakkında daha geniş bir bilgi verebilirmisiniz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Umûr-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıbta, hased ve kıskançlık olmamalı ve hakikat nokta-i nazarında olamaz. Lemalar - 156

Gıpta, başkalarında bulunan bir özellik ya da varlığa karşı duyulan özlem. Kişinin, başkasında bulunan bir şeyin yok olmasını temenni etmeyerek aynı şeyin kendisinde de olmasını arzu etmesi durumu. Gıpta bir nevi imrenmek olup kıskançlık değildir.

Burada ki gıpta hasetlik ve rekabet anlamında kullanılıyor. Ayrıca gıptanın kıskançlığa dönüşme gibi bir riski bulunduğu için bu duygudan uzak durmak ihlasın korunması için daha ideal olanıdır denilebilir.

Çünkü kıskançlık ve hasedin sebebi: Bir tek şeye çok eller uzanmasından ve bir tek makama çok gözler dikilmesinden ve bir tek ekmeği çok mideler istemesinden, müzahame, münakaşa, müsabaka sebebiyle gıptaya, sonra kıskançlığa düşerler.”

Burada, Üstad, gıptayı, belli aşamalardan sonra haset ve kıskançlığa ulaştırabileceği için diğerleri ile aynı sınıflandırmanın içine almış olduğu anlaşılıyor.

Başka bir ifade olan gıptakârâne müzâhame; karşılıklı olarak birbirine eziyet verecek şekilde imrenmek anlamına gelmektedir. İşte sırf bu yüzden Üstad, yani kardeşler arasında bir sıkıntı, eziyet meydana gelmesin diye, “rekabet, gıpta, haset” kelimelerini bir arada kullanıyor.

Zaten, Üstad, ihlâs Risalesinde konunun devamı olan, ihlâsı kıran ikinci mânide gıptanın niye olmaması gerektiğini şu şekilde açığa kavuşturuyor;

“Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi. Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz.”

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...