Block title
Block content

Üstad Bediüzzaman Said Nursi, Ehl-i sünnet İtikadını Nasıl Tanımlamıştır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ehl-i sünnet, bugünkü insanların anladığı şekilde; itikatta Eşari ve Maturudi, amelde ise; Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhebinde olanların genel ve ortak bir adıdır. İslam dünyasının da ana gövdesini ve temel esasını oluşturan bir anlayış ve gelenektir. Kur’an ve Sünnet çizgisinden katiyetle ayrılmazlar. Harici fikir ya da felsefelerden çok az etkilenmiş bir ekoldür. Aynı zamanda Allah ve Resulü (asv)'ın razı olduğu bir dairedir; ümmetin ortak ve kolektif bir şuuru ve aklı gibidir. Bu sebeple bu dairenin dışına çıkan haktan sapmış olur.

Risale-i Nurların Ehl-i sünnet hakkında varit olan bazı tespitlerini takdim edelim:

"Ulema-i ilm-i kelâmın ve usûlü'd-din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin dâhi muhakkiklerinin İslâmî akidelere dair çok tetkik ve muhakematla ve âyât ve hadisleri müvazene ile kabul ettikleri usûlü'd-din düsturları, şimdiki Risale-i Nur'un meşrebini muhafazaya emrediyor, kuvvet veriyor. Hattâ, hiçbir yerde, hattâ ehl-i bid'a kısmı da bu meşrebimize ilişemiyorlar. Hakikat-i ihlâs tam muhafaza edildiği için, her nevi ehl-i İslâm içine giriyor."(1)

"İşte, ey ehl-i hak ve ehl-i hidayet! Şeytan-ı ins ve cinnînin mezkûr desiselerinden kurtulmak çaresi: Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yap ve Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın muhkemat kalesine gir ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yap, selâmeti bul."(2)

"İşin asıl hayret veren noktası, birçok ulemanın tehlikeli yollara saptıkları en çetin mevzuları gayet açık bir şekilde ve en kat'î bir surette hallettiği gibi, en girdaplı derinliklerden, Ehl-i Sünnet ve Cemaatin tuttuğu nurlu yolu takip ederek sâhil-i selâmete çıkmış ve eserlerini okuyanları da öylece çıkarmıştır."(3)

"İhtar: Bu kuvvetin şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruatı da o üç mertebeyi hâvidir. Meselâ, halk-ı ef'al meselesinde Cebr mezhebi ifrattır ki, bütün bütün insanı mahrum eder. İtizal mezhebi de tefrittir ki, tesiri insana verir. Ehl-i Sünnet mezhebi vasattır. Çünkü bu mezhep, beyne-beynedir ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz'iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor."(4)

"S - Cehennem şimdi mevcut olduğu takdirde, yeri nerededir?"

"C - Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, el'an cehennemin vücuduna itikad ediyoruz, ama yerini tayin edemiyoruz."(5)

Dipnotlar:

(1) bk. Emirdağ Lâhikası-I, (154. Mektup)

(2) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, Yedinci İşaret.

(3) bk. Tarihçe-i Hayat, Ön Söz

(4) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Sûresi

(5) bk. a.g.e., Bakara Sûresi, Âyet: 23 ve 24

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

wehwet84
bu konuyla ilgili soru sormuştum cevabı varmış kusura bakmayın..yalnız bir sorum var bu konuyla ilgili..selefiye denilen bir mezhepten bahsedildiğini gördüm selefiyeden için 5. hak mezhep diyenlerde var hanbeli mezhebinin selefiye kolu diyenlerde var....selefiyecilik nedir ehli sünnet dairesindemidir hanbeli mezhebine tersmidirki farklı bir kol olarak bahsedenler olmuş?..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Ehli Sünnet, itikad ve inanç noktasından üç hak mezhebe ve üç hak ekole ayrılır. Birincisi Selef-i Salih’in dediğimiz sahabe, tabiin, tebe-i tabiin dönemini içine alan ve İslam’ın temelini ve esasını oluşturan ana omurga ve kolektif ümmet bilincidir. Ehli sünnet içindeki bütün ameli ve itikadi mezhepler bu temel ve esas üzerine bina edilmiştir. Bu dönemler içinde en çok üzerinde durulan husus itikaddan ziyade ameli konulardır. Yani amele dair mezheplerin hepsi bu dönemde şekillenmiştir. Bu dönemde felsefe ve farklı görüşler daha inkişaf edip bulaşmadığından, iman ve inanç katışıksız ve safi idi. Herkesin teveccühü Kuran-ı anlamaya ve yaşamaya yönelikti. Bu yüzden itikadi bir ekol ve mezhep söz konusu değildi. Bu dönemlerde kimse Kuran ve Hadislerdeki müteşabih ifadeler üzerinde durmaz, duranları da şiddetle men ederlerdi. Ama ameli konularda alabildiğine açık ve geniş idiler. Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli gibi bütün hak mezhepler bu Selef-i Salih döneminde ortaya çıkmıştır. Bundan sonra, İslam toprakları genişleyip farklı medeniyet ve kavimleri içine almaya başlayınca, o eski safiyet ve Kuran’a olan teveccüh azalmaya başladı. Böylece İslam toplumunda Yunanca’dan tercüme edilen felsefeye karşı bir ilgi duyulmaya başlandı. Hal böyle olunca, artık itikat ve inanç sorgulanmaya ve eski gelenekler tartışılmaya açıldı, farklı ekol ve mezhepler ortaya çıktı. Yeni çıkan bu mezhep ve ekoller felsefeden beslendiği ve onun usulü ve metodu ile hareket ettikleri için, İslam aleminde fikri ve itikadi karmaşayı ve kaosu ateşlediler. İslam ya da sahabe çizgisi için açık bir tehdit olmaya başladılar. Kuran ve sünnette sahabelerin girmediği müteşabih ifadeleri kendi felsefi meşreplerine uygun olarak yorumlayıp, yeni inanç sistemleri kurmaya başladılar. Bunun ilki Mutezile oldu. Sonra onu takiben çok ekol ve mezhepler türedi. Bu felsefe eksenli mezheplere esaslı ve onların anlayacağı dilden karşı bir savunma ve yeni bir tarzda bir mezhep iktiza ediyordu. Selef-i Salih’in döneminde böyle bir mezhebin modeli olmadığından, yeni bir ekol, yeni bir mezhep ihtiyaca binaen olmalıydı. Bu yeni mezhep kök olarak Selef-i Salih’ine bağlı ama usul ve tarzda ise günün ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekiyordu. İşte bu vaziyette iken Eşari ve Maturidi ekolu doğdu. Bu iki mezhepte kök olarak Selef-i Salih’ine bağlı ama tarz ve metot olarak çağın gereklerine göre hareket ediyorlardı. Eşari ve Maturidi çağdaştır. Eşari ekolu Arap aleminde kök saldı, Maturidi ekolü ise daha çok İslam’ın diğer kavimleri arasında özellikle de Türkler içinde kök salmıştır. Eşarilik ve Maturidilik ikisi de kök olarak Selaf-i Salih’ine bağlıdır. Ehl-i Sünnetin bu iki ekolu de haktır ve İslam aleminin genelince kabul görmüş mezhepleridir. Bu üç mezhebin dışındaki diğer bütün mezhepler batıldır. Ehl-i Sünnet ekolunun kapsamının dışındadır. Selefilik akımı ise Selef-i Salih ekolunun devamı olduğu iddiasında olan Vehhabi kaynaklı batıl ve bidat bir mezheptir. Bunlar amelde ne kadar hak olan Hanbeli mezhebinden de olsalar itikadi açıdan hem Selef-i Salih hem Eşari hem de Maturudi ekollerinin dışında batıl ve bidat bir mezheptirler. Genelde Selef-i Salih’in ile karıştırılırlar. Zaten onlar da böyle bir iddianın içindedirler. Ama Selef-i Salih’in gerçek varisi ve devamı Eşari ve Maturudi mezhepleridir aralarındaki tek fark usul ve metot farkıdır, içerik ve itikat noktasında her üç mezhep de aynıdırlar. Ama Selefilik veya Neo Selefilik akımlarının hepsi içerik ve itikat açısından Selef-i Salih mezhebinden sapmışlardır. Bunlara Selef-i Salih demek ya da bu mezhebin devamı nazarı ile bakmak batıldır. Selefilik veya Neo Selefilik hareketi bugünkü Vehhabilik ile aynı safta ve yanı çizgide giden akımlardır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
wehwet84
Allahü teâlâ razı olsun güzel açıklamışsınız. Daha önce yorum yapmadığımı farkettiğim için gecikmelide olsa teşekkür ediyorum.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...