Block title
Block content

Üstad, insanın manevi yönünü mükemmel olarak tarif ve tespit ediyor. İslam alimleri genelde bu konuda uzman mıdır? Kalpten çıplak olarak çıkan manalar hayalde giydirilir, diyor Üstad. Kalbden çıkan manalar hayale uğramak zorunda mı?

 
Soru Detayı:

Üstad, insanın manevi yönünü mükemmel olarak tarif ve tespit ediyor bence. Akıl, hayal, ruh, kalb, vicdan, hisler,latifeler...
1. İslam alimleri genel olarak bu konuda uzman mıdırlar?
2. Asrın sorunlarına Kur'anî çözümlerin ortaya çıkardığı bir İlahi ihsan mıdır?
3. Klasik İslam ilimlerinden hangisine giriyor bu konular?
4. Kalbden çıplak olarak çıkan manalar hayalde giydirilir, diyor Üstad. Kalbden çıkan manalar hayale uğramak zorunda mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, Üstad Hazretleri, kanaatimizce, bu son asrın manevi bir hekimidir. Bu asrın ihtiyaç ve ilcaatına göre reçeteler takdim ediyor.

İkincisi, Risale-i Nurların ifadelerindeki parlaklık ve etkileyicilik, ince ve çıplak akılla görülmesi mümkün olmayan konuları akla teşbih ve temsiller ile yaklaştırmasından dolayıdır. Evet Risale-i Nur'un diğer eser ve kaynaklardan farkı; o kaynaklarda dağınık ve hususi olan imani ve Kur'anî meseleleri, Risale-i Nurlar temsil ve teşbihlerle toplatıp, herkesin anlayacağı seviyeye indirmesidir. Aynı zamanda günümüz meselelerine de ışık tutması  Risale-i Nur'u daha tesirli ve parlak yapmıştır. Risale-i Nurlar temsil ve teşbih dürbünü ile en derin ve en dağınık meseleleri en avam insanın idrak edebileceği bir kıvama ve seviyeye getirmiştir. Sair kaynaklar hususi insanlara hitap ederken, Risale-i Nurlar umuma hitap ediyor. Bu cihetle Risale-i Nurlara Allah’ın bu asra hususi bir ikram ve bir ihsanı nazarı ile bakabiliriz. 

Üçüncüsü, Risale-i Nurların dışındaki İslami kaynaklarda imana ve Kur'an'ın inceliklerine dair meseleler, dağınık ve zamanlarının ihtiyacına göre şekillenmiş ve ona göre tarif edilmiştir. İmani mevzular ayrı ayrı ve teknik tariflerle ehil olanlara izah edilmiştir.

Her bir alim bir meseleyi eserinde güzelce tarif etmiş ama tarif, temsil ve teşbih ile avamın idrakine hitap etmediği için, istifade umumi değil, hususi kalmıştır. Mesela kader konusunu Sad-ı Taftazani elli sayfalık izah ile havassa tam anlatmış, ama avam insanlar bu hususta istifadesiz kalmıştır. Aynı şekilde İmam Gazali çok güzel telifatlar ile felsefeye derin darbeler vurmuş, ama bu telifatlardan sadece ehil olan ulema istifade edebiliyorlar... Yoksa, o zamanın uleması da bu konuları anlamış ve ihtiyacı kadar da telif etmişlerdir.

Dördüncüsü, Risale-i Nurlar İlm-i Kelam ve akaid sınıfına giriyor. Lakin felsefe ve mantık bu ilimlerin ayrılmaz birer parçasıdır.

İlm-i Kelam: Allah’ın varlığını ve birliğini akli deliller ile ispat etmeye çalışan bir ilim dalıdır. Konusu Allah’ın Zatı ve sıfatlarıdır. Bunun yanında, inanca dair konuları da inceler. İmam Taftazani kelam ilminin gayesini; "kesin delillerle dini akideleri bilme" şeklinde tarif ediyor. Kelam ilmi, tarihi sürecinde bir çok merhaleler geçirip, değişik felsefi ve tasavvufi ekollerden etkilenmiştir. Her asırda gelen mücedditler bu ilme önemli katkılar ve değerler bahşetmiştir.

Kelam ilmini bir ağaca benzetirsek, bu ağacın en son ve en mükemmel meyvesi Risale-i Nurlardır. Risale-i Nurlar bu tarihi sürecin bir birikimi ve  en son mahsulüdür diyebiliriz. Nasıl maddi ilimlerde terakki ve tekemmül, tedricen, yani yavaş yavaş gelişir ve mükemmel bir hal alır. Aynı şekilde, İmam Azam ile temeli atılan ve İmam Eşari ve Maturidi ile sistemleştirilen ve Fahru Razi ile terakki eden ve  İmam Gazali ile kabuk değiştiren kelam ilmi, Risale-i Nurlar ile en son ve en mükemmel halini almıştır denilebilir.

Risale-i Nurların kelam ilmine kattığı en büyük değer, Kur’anî deliller olan inayet ve ihtira delillerinin yeniden ve mükemmelen ihya edilmesidir. Malum olduğu üzere, klasik kelamda felsefi deliller olan devir ve teselsül ön plandadır ki, bu deliller hakiki huzuru ve marifeti tam temin edemiyor. Risale-i Nurlar ihtira ve inayet delilleri ile her şey üstünde marifeti ve huzuru göstererek sağlam ve tahkiki imanı veriyor.

"İkinci vecih: Budur ki: Mânâlar, kalbden çıktıkları vakit, çıplak olarak çıkarlar ve çıplak olarak hayale girerler. Suretleri, hayalde giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında bir nevi suretleri dokur. Ehemmiyet verdiği şeylerin suretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mânâ geçse, ona giydirir. Ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, suretler mülevves ve rezil ise, giymek yoktur; fakat temas vardır. Vesveseli adam, teması telebbüsle iltibas eder: "Eyvah" der. "Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu hisset-i nefis beni matrud eder." (1)

Üstad Hazretleri, burada, insana gelen kötü zan ve vesveselerinin nasıl oluştuğunu ve hangi kaynaktan geldiğini izah ediyor. İnsan bu kaynak ve nasıllığı bilirse, o zan ve vesveselerin şerrinden emin olur.

Manaların ilk çıktığı yer kalptir ve mana buradan çıkarken soyut ve çıplak olarak çıkar. Hayal ise bu çıplak ve soyut manaların üstüne bir elbise ve sembol giydirir. Hayalin asıl vazifesi soyut ve çıplak manaları somut hale getirmek için onlara birer elbise ve sembol dokumaktır. Bu sebeple insanın düşünce yapısı bir fabrikanın mamul işlemesi gibi çalışır, her bölümün vazifesi farklıdır.

Hayalin çalışma sistemi kişinin inanç ve kültürü ile doğrudan alakalıdır. İnsan nezih ve güzel bir çevrede terbiye almış ise, hayal de ekseri olarak güzel ve nezih elbise ve semboller üretir; kötü ve pis bir terbiye ile yetişmiş ise, hayal bu kez de kötü ve pis elbise ve sembollere meyleder. Bu noktadan, insan zımni olarak mesuldür. Yani bilinç altının da bunda etkisi bulanabilir.

Hayal, kalpten gelen manalara bir elbise dikerken, her zaman mananın anatomisine uygun olanı değil, bazen zıt olan elbiseleri de dikebiliyor. Mesela mana güzel ve temiz ise, elbise ve semboller pis ve çirkin olabiliyor. Ama temiz ve pak olan manalar o elbise ve sembollerin içinden yara almadan veya bulaşmadan geçebilir. İşte o geçme anında vesveseli adam geçmek ile bulaşmayı ya da temas ile giyinmeyi birbirine karıştırıp, "Acaba kalbim bozulmuş mu?" diye endişe edip o pis ve çirkin sembolleri kendi kalbinin sözleri ve manaları zannediyor. Şeytan şu zannı kullanarak o kişiyi sürekli taciz ediyor ve onu yorarak güzel düşünce ve amellerden uzaklaştırmaya çalışıyor.

Giydirme tabiri mana suret uygunluğu içerenler için, bulaştırma ise mana ile suretin zıt olduğu durumlar içindir. 

Bu yaranın tedavisini ise Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor: 

"Bu yaranın merhemi ise, ey biçare! Bak, nasıl ki namazın edeb-i nezihanesinin vesilesi olan zâhirî taharete, batnın bâtınındaki necaset tesir etmez. Öyle de, maâni-i mukaddesenin suver-i mülevveseye mücavereti zarar etmez. Meselâ, sen, âyât-ı İlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden bir maraz veya bir iştah veya bevl gibi müheyyiç bir hal şiddetle senin hissine dokunur."

"Elbette hayalin, deva-yı illet ve kaza-yı hacet levazımatını görecek ve onlara münasip süfli suretleri nescedecek. O süfli suretlerin ortalarından geçecek olan maâni-i mukaddeseye ne televvüsü var, ne zararı var, ne hatarı var ve ne de beis var. Yalnız hatâ, hasr-ı nazardır. Zann-ı zarardır."(2)

Vesvese ve kuruntunun kaynağının ne olduğu hakkında Üstad Hazretleri başka bir tespit olarak şu izahı yapıyor:

"Hem bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde, Cenâb-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmuş ki böyle söylüyor; titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Nur'un İlk Kapısı, Vesvese Bahsi.

(2) bk. a.g.e.

(3) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan
Asrın Hekimini çok güzel tanıtıyor ve izahlar getiriyorsunuz.Allah Sorularla Risale ekibinden razı olsun.Amin.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...