Üstad kaderin ilim nevinden, ilmin maluma tabi, kısaca kaderin; Allah'ın ezeli ilminden ibaret olduğunu belirtiyor. Bu hakikat ile Levh-i Mahfuz'da yer alan şeylerin, Allah'ın kudret tecellisi olarak kaza yoluyla yaratılması nasıl tevil edilebilir?

Soru Detayı

Eğer kader ilim nevinden ise, insanların iradelerine hiç müdahale edilmemesi gerekmez mi? İlim nevinden olan bir şeyin kaza yoluyla yaratılması nasıl açıklanabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kaza, kadere tabi olduğu için aralarında bir tenakuz ve çekişme söz konusu değildir. Çünkü İlahi kudret kaderin emrinde ve ona göre yaratıyor. Yani İlahi kudret İlahi ilim ve iradenin emrindedir, ondan bağımsız hareket etmez. Dolayısı ile kader ile kaza arasında bir zıtlık söz konusu değildir.

Ehl-i sünnet, "Kul kendi fiil ve amelini yaratmaya muktedir değildir. İnsan iradesi ile ister, Allah da bu istek doğrultusunda o şeyi yaratır." der. Yani bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan seçer. Dolayısı ile yaratan değil seçen mesuldür. Bu ince manayı Üstad Hazretleri şöyle bir temsil ile akla yaklaştırır:

"İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: 'Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyleyse mes'uliyet sana aittir.' "

"Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp 'Nereyi istersen seni oraya götüreceğim.' desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette 'Sen istedin.' diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."(1)

Formüle edecek olursak, bir fiilin aslını Allah yaratıyor, vasfını ise insan iradesi ile seçiyor. Öyle ise mesul yaratan değil seçendir. Çünkü Allah bu küçük dairede -tabiri caiz ise- kudretini insanın iradesine bağlıyor. "Sizden istemek, benden yaratmak" şeklinde fıtri bir sözleşme var insan ile Allah arasında. Bu da zayıf ve yaratmadan yoksun olan insan iradesine bir kuvvet ve bir anlam veriyor. Şayet Allah kudretini insan iradesine bağlamasa idi, insanın seçme ve isteme hürriyeti olamayacaktı.

Demek Mutezilenin zannettiği gibi, Allah’ın yaratması insan iradesini yok etmiyor, tam tersi kuvvet ve yardımda bulunuyor.

Mesela, insan iradesi ile meyhaneye gitmeyi tercih eder, Allah da bu tercihi yaratır, yani kulu meyhaneye götürür. Aynı insan tercihini camiden yana kullansa idi, bu kez de Allah camiye gitme eylemini yaratacaktı. Sonuçta yaratan Allah, tercih eden ise insandır. Yaratan değil tercih eden mesul olur. Burada tercih insana ait bir durum olmasından dolayı mesuliyet de insana aittir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...