Üstad merdümgiriz olduğu için mi cumaya gitmemiş? Bu; insana verilmiş fıtri bir hâl mi, yoksa hadiselerin tesirinden midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cuma namazı için, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre, en az kırk kişi bulunmalıdır (bk. Nevevî, el-Mecmû', IV, 487; İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 202-203).

Üstat'ımız hem Şafi mezhebine tabi olduğu için hem de sürgünde yani hürriyeti selbedildiği için cuma ona farz değildi. Cumanın vücub şartlarından birisi de hür olmaktır. Üstadımızın cuma namazını terk etmesinin asıl nedeni merdümgirizlik değildir. "Merdümgirizlik asıl sebebe tevafuk etmiş" demek daha yerinde olur kanaatindeyiz.

Üstad'ımız bu hususu kendisi şu şekilde izah etmektedir:

" ... Bana itiraz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zahiri bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur'u benim malım zannedip Risale-i Nur'un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: 'Said cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor.' gibi tenkidleri var."

"Elcevap: Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki meselede büyük mazeretlerim var."

"Evvela: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde cumanın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cuma farz değil. Ben, mezheb-i Âzamîyi takliden, bazen sünnet olarak kılıyordum..." (Emirdağ Lahikası-I, 24. Mektup)

Merdümgiriz, kalabalıkları sevmeyen, insan içine çıkmaktan hoşlanmayan; insanlardan kaçan kimse demektir. Merdümgirizler kendilerine müstakil ve her tesirden azade bir muhit oluşturmak isterler. Alıngan, çekingen, insanlardan sıkılan, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteme hâli de diyebiliriz.

Yeni Said -Eski Said’den farklı olarak- içtimai ve siyasi hayatı terk etmiş ve tamamen Kur’ân hakikatlerine yönelmiştir.

Üstad Hazretleri, kendisinde de bir hastalığın var olduğunu ve bunun da hikmetini şöyle izah ediyor:

“Bu yirmi sene tazyik neticesi, ehemmiyetli ve müzmin bir hastalık bana ârız olmuş. Zaten eskiden beri o hastalığın esası bende vardı ki, ona merdümgirizlik, yani, insanlardan çekinmek, temas etmemek, temastan müteessir olmak... Hattâ şimdi en hafif ruhlu bir kardeşim, bir şakirdimle görüşmeyi -fakat Risale-i Nur hizmetine ait olmamak şartıyla- ruhum kaldırmıyor. Hattâ dostâne bakmaktan cidden müteessir oluyorum..”

“Kur’ân’dan gelen Risale-i Nur’un elmas gibi hakikatlerini bana mâletmekle cam parçalarına indirmemek hikmetleriyle, Cenâb-ı Erhamürrâhimîn bana bu hastalığı vermiştir. Cenâb-ı Hak bana bu müzmin hastalığı vermiş, şükrediyorum.” (bk. age., 33. Mektup)

Üstad'ın merdümgirizliğine; insanların büyük bir evliya görüp, ona ilgi ve teveccüh göstermeleri ve Üstad Hazretlerinin bundan rahatsız olma ve sıkılma hâli de diyebiliriz. Öyle ki bu tarz nazarlar, Üstad Hazretlerini hasta ediyordu. Bu sebeple mümkün mertebe nazarlardan, yani insanların ilgi ve teveccühünden kaçınmaya çalışıyordu.

Risale-i Nur davasının azami ihlas prensibi de ilgi ve teveccühü kaldırmıyor, men ediyordu. Üstadımızın nazarlardan sıkılmasında azami ihlas prensibinin de rolü büyüktür denilebilir.

Üstad'ımız vazifeli olduğu için, onun bu tarz hususi hâllerinin olması gayet normaldir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...