Block title
Block content

Üstad, mesela Hz. Peygamber hakkında, "Beşeriyet itibariyle çok imkan-i zatiye hatırına geliyor ki, imanın cezm ve yakinine zarar vermez..." diyor. Ancak Peygamber ile ilgili en ufak bir vesveseye mahal olamayacağı ifade ediliyor?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

”Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz'ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz'an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler.”(1) 

Üstad Hazretlerinin yukarıdaki ifadeleri meseleyi gayet açık ve net bir şekilde izah ediyor. Tahayyül, tasavvur, tefekkür ve tevehhüm, istem dışı çalışan ve insana terakki ve tekemmül etmesi için musallat edilmiş cihazlardır. Bu cihazlar irade ve imana tabi değildirler ki, insanı küfür ve dalalete soksunlar. Bu gibi cihazlar hüküm ifade etmezler.

Lakin bu cihazların mahiyeti bilinmez ise, insana "zarara düştüm" zannını vererek, ümitsizliğe sevk edebilir. Yani kalbinden gelmeyen kötü sözleri ve çirkinlikleri, kalbinden zannederek telaşa ve ümitsizliğe kapılır ise, zarara düşer. Bunun dışında insanın aklından ve hayalinden geçen vesvese ya da vehimler, insanı mesuliyet altına almaz. Hatta imanın katiliği ve kalitesine de bir zarar vermez.

Bu gibi hissiyat ve cihazların insana musallat edilme gerekçesini Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor:

"Eğer desen: 'Bu derece mü'minlere muzır ve müz'iç olan vesvese ne hikmete binaen bize belâ olmuş?' "

"Elcevap: İfrâta varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaytlığı atar, tehâvünü def eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor."(2) 

Alim bir Nur talebesinin bahsettiği husus ise, vesvese edilen şeyin hakikati ve iç yüzü iyi tahkik edilip araştırılmaz ise, şeytan insanı o noktada rencide eder ve o konuyu uzatıp insanı önce evhama sonrada  telaş ve ümitsizliğe atarak küfre kadar incirar edebilir. Bu sebeple bize vesvese şeklinde gelen bir hali, iyice araştırıp tahkik etmeliyiz ki, hem o hususta tahkik kazanalım hem de şeytanın hile ve tuzağını boşa çıkaralım. Yoksa vesvese ve vehmin ilk halinde, yani irade dışındaki tacizinde imana ve imandaki kemale zıt bir durumu söz konusu değildir.

Özetle, vehim ve vesvese tasdik ve izana çevrilmedikçe, iman ve imandaki mükemmelliğe bir zarar vermez. Ne zaman vehim ve vesvese izan ve imana dönüşür, o zaman iman devrilir. Alim Nur talebesi ise işin bu raddeye gelmeden, bertaraf edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Yoksa vesveseye bir hüküm, ya da kabul nazarı ile bakmıyor. 

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.
(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...