Block title
Block content

Üstad, sahabelerin birbirlerini katletmelerine "içtihat" diyor. Birbirlerini öldürmeden çözüm bulunamaz mıydı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hz. Osman (ra)’ı şehit eden güruh içinde masumların da bulunmasından dolayı, halife olarak İmam Ali (ra) kısas tatbik edemiyor. Adalet-i mahzaya uygun olmadığını savunuyor. Muhalifler ise, "adalet-i mahza ancak Şeyheyn zamanın da mümkündü şimdi tatbiki kabil değil, bu sebeple toplumun sükuneti için o güruhu cezalandırmak gerekir" fikrini savunuyorlar. Yani aralarında böyle hukuki bir içtihat ihtilafı bulunuyor.

Bu ihtilafın içine bazı münafık ve Yahudiler de fesat sokunca, içtihat savaşa dönüşüyor. Cemel savaşında her iki tarafta makbul olmasından dolayı, onlar hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir. Ehl-i sünnet alimleri her iki tarafta ölenleri de ehli cennet kabul etmişlerdir. Bu bakış açısı sadece Üsta'da ait değil, ümmetin ortak bir bakış açısıdır.

Fitne ve nifak sahabeleri çaresiz olayın içine sürükledi ve kendilerini bir an harbin içinde buldular. Bazı sosyal olaylar, insan ne kadar tedbirli ve faziletli de olsa kendi girdabına çekebiliyor. Meseleye bu yönden de bakmak gerekiyor. Hadiseyi bütün boyutlarını ve gerekçelerini hesaba katmadan, sadece içtihat noktasından izah etmek bizi yanlış zanlara götürür.

Nitekim sahabeler genelde ne kadar mübarek ve faziletli de olsalar, onlar da insan oldukları için bazı kusur ve hatalara düşebiliyorlar. Ama Allah onların kusur ve hatalarını peşinen affettiğini kitabında açık bir dil ile deklare etmiştir. İslam’ı bize taşıyan bu mübarekler hakkında ileri geri konuşmak caiz değildir. Unutulmamalı ki, sahabeleri çürütmek dini çürütmek ile eş değerdir; çükü din onların eli ile bize geldi. Batılı kafirler, özellikle sahabeleri itibarsızlaştırarak İslam’a hücum etmeyi prensip edinmişlerdir; bunlara çok dikkat etmek gerekir.

"Eslaf-ı izam" tabiri sahabe, tabiin, tebe-i tabiin ve bu silsilenin izinden giden müceddid ve kutupları ifade eden genel bir tabirdir. Ve bu mübarek zatların kendi içlerinde bir takım hadiseler, ihtilaflar vuku bulmuş Cemel ve Sıffin savaşları gibi.

Bu savaş veya buna benzer hadiseler hakkında suizanda bulunmak, onlara karşı sevgi ve hürmeti zedeler.  Onlara karşı sevgi ve hürmet gidince, onların eli ile gelen din hakkında da insanda şüpheler oluşmaya başlar. Ve en nihayetinde insan büyük bir manevi karanlığın içinde boğulup gider.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

drerkan

Bir gün Hz. Peygamber Efendimiz: ”Ya Ali ileride seninle Aişe arasında bir ihtilaf çıkacaktır” diye buyurdu. Hz. Ali -hayretler içeirisnde- “Ben mi?” diye sordu. Efendimiz: “Evet” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Hz. Ali: “Haksız taraf ben miyim?” diye sordu. Efendimiz: “Hayır! Ancak aranızda bu olay gerçekleştiğinde Aişe’yi iyice gözetip givenliğinin sağlandığı yere gönder” buyurdu. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 13/55)

Hz.Peygamber efendimiz, Hz. Ali ile Hz. Zubeyr arasında da bir ihtilafın çıkacağını ve Zubeyr’in haksız olduğunu belirtmişti. Fakat, Hz. Zübeyr bu hadisi unuttuğu için Cemel vakasına katılmış, daha sonra Hz. Ali onu tenha bir yere götürüp bunu hatırlatmış ve o da bunu kabul ederek “bundan sonra asla seninle savaşmam” demişti. (bk. İbn Hacer, a.y)

Hz. Ali efendimiz Hz. AİŞE VE Hz. Zübeyr efendilerimize haksız olduklarını Peygamberimizin hadisleriyle hatırlatıyor.Mütekiben bu iki güzide sahebe savaştan vazgeçip çekiliyorlar. Lakin hz. Zübeyr şehit ediliyor.Yani savaş olmadan öldürme olmadan çözüm yoluna gidiliyordu belkide. Kader bize ders vermek istedi Allah bilir.Halen Ümmetin durumu buna şahit...

Hz.Ali (r.a) meselenin barış yoluyla halledilmesi için Ka'ka isminde bir elçisini Hz. Âişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'e göndererek onlara, tefrikanın fenalığını, birlik ve beraberliğin önemini, her şeyin sulh yoluyla daha iyi hall olacağını anlatmasını istedi. O da bu emir gereğince, Hz. Aişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr'in yanına giderek onlara Hz. Ali'nin görüşlerini: bu yaranın ilâcının sükûnet olduğunu, sükûnet gerçekleştikten sonra her tedbirin alınabileceğini, aksi halde fıtne ve fesat çıkacağını, bunun da İslâm'a ve Müslümanlara getireceği sıkıntının büyük olacağını izah etti. Onlar: "Eğer Ali bu fikirde ise, aramızda bir görüş ayrılığı kalmamıştır." dediler.

Bu neticeden her iki tarafın mensupları da memnun oldular. Böylece bir istikrar, bir sükûn hali hâsıl oldu. Herkes kendisini emniyet ve huzur içersinde görerek çadırlarına çekildiler.

Bu sulhtan, ziyade rahatsız olan münafık İbn-i Sebe, taraftarlarını toplayarak onlara: "Ne yapıp yapıp savaşı kızıştırmanız ve Müslümanları birbirine düşürüp kırdırmanız lâzım. Şayet bir netice alamazsak, bütün gayretimiz boşa gider; hedefe varamamış oluruz." dedi. Ve savaşı başlatmak üzere yeni bir plân hazırladılar. Sabaha yakın saatlerde tatbike koyulacak bu yeni plân gereği, İbn-i Sebe kendi adamlarını Hz. Ali (r.a) ile Hz. Zübeyr ve Talha'nın (r.a) çadırlarının etrafında yerleştirdi. Bunlar daha sonra her iki tarafın çadırlarına baskında bulundular. Gürültü üzerine uyanan Hz. Zübeyr ve Talha (r.a): "Ne var, ne oluyor?" diye sorduklarında, İbn-i Sebe'nin adamları, "Hz. Ali'nin adamları (Kûfeliler) bize gece baskını yaptı," dediler.

Bu haber üzerine Hz. Talha ve Zübeyr (r.a): "Anlaşıldı, Hz. Ali, harbi kesmekte samimî değilmiş." dediler. Öte yandan gürültüyü işiten Hz. Ali (r.a): "Ne oluyor?" diye sordu. Yine İbn-i Sebe'nin adamları: "Karşı taraf bize gece baskını yaptı. Biz de püskürttük." dediler. Hz. Ali de: "Anlaşıldı. Talha ve Zübeyr bizimle sulh meselesinde aynı fikirde değilmişler." dedi. Böylece on bin kişinin hayatına mâl olan Cemel Vak'ası meydana geldi. Hz. Talha ve Zübeyr de bu savaşta şehit düştüler. İbn-i Sebe, böylece Hz. Osman’ın (r.a) katlinden sonra amacına doğru mühim bir merhale daha kat'etmiş oluyordu.
(Sorularlaislamiyet.com)

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fakirullah

Sahabeler birini katletmek için yola çıkmazlar, onlar bir hakkı savunmak veya bir batılı yok etmek için hareket ederler. Bunu yaparken de önce sözlü anlatma, müzakere, uzlaşma yolunu denerler. Hakta ittifaka yanaşılmazsa son çare olarak batılın ortadan kalkması için batılı savunanları fiilen karşıya alırlar.
Nitekim bahsi geçen tarihi süreçte Hz.Ali(RA) ve karşısındaki sahabe efendilerimiz bu yolları denemiş ve aralarında mutabakat olmuş, lakin münafıklar savaşa çevirmiş durumu. Baştaki içtihad farkından dolayı bir ayrılık göründüğü için vahim neticeyi aşere-i mübeşşereden olan güzide sahabelere yüklemek doğru olmaz. Sahabeler HAKKI SAVUNMAK kastıyla kılıç kuşanırlar. Yoksa niyetleri insanlarla karşı karşıya gelmek değildir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...