Üstadımızın ısrarla, insanlardan gelen maddî ve manevî ücretten istiğna etmenin lüzumu üzerinde durulmasını söylemesini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İstiğna: Cenab-ı Hakk'tan başka kimsenin minneti altına girmemektir.

Üstad Hazretleri istiğna düsturunun sebeplerini şöyle sıralamaktadır:

"Birincisi: Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle itham ediyorlar, 'İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar.' deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzip lâzımdır."

"İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittibâ etmekle mükellefiz. Kur'ân-ı Hakîmde, hakkı neşredenler إِنْ اَجْرِىَ إِلاَّ عَلَى اللهِ ... اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ ["Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah'a aittir." (Yunus, 10/72; Hûd, 11/29; Sebe', 34/47)] diyerek, insanlardan istiğnâ göstermişler. Sûre-i Yâsin'de اِتَّبِعوُا مَنْ لاَ يَسْئَلُكُمْ اَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ ["Doğru yolda olan ve sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere tâbi olun." (Yâsin, 36/21)] cümlesi, meselemiz hakkında çok mânidardır."

"Üçüncüsü: Birinci Söz'de beyan edildiği gibi, Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Halbuki, ekseriya ya veren gafildir; kendi namına verir, zımnî bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün'im-i Hakikîye ait şükrü, senâyı zâhirî esbaba verir, hata eder."

"Dördüncüsü: Tevekkül, kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şeyle değişilmez. İnsanlardan ahz-ı mal edip o tükenmez hazine ve defineleri kapatmak istemem. Rezzâk-ı Zülcelâle yüz binler şükrediyorum ki, küçüklüğümden beri beni minnet ve zillet altına girmeye mecbur etmemiş. Onun keremine istinaden, bakiye-i ömrümü de o kaideyle geçirmesini rahmetinden niyaz ediyorum."

"Beşincisi: Bir iki senedir çok emâreler ve tecrübelerle kat'î kanaatim oldu ki, halkların malını, hususan zenginlerin ve memurların hediyelerini almaya mezun değilim. Bazıları bana dokunuyor; belki dokunduruluyor, yedirilmiyor, bazan bana zararlı bir surete çevriliyor. Demek gayrın malını almamaya mânen bir emirdir ve almaktan bir nehiydir."

"Hem bende bir tevahhuş var. Herkesi her vakit kabul edemiyorum. Halkın hediyesini kabul etmek, onların hatırını sayıp istemediğim vakitte onları kabul etmek lâzım geliyor. O da hoşuma gitmiyor."

"Hem tasannu ve temellükten beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libas giymek, bana daha hoş geliyor. Gayrın en âlâ baklavasını yemek, en murassâ libasını giymek ve onların hatırını saymaya mecbur olmak, bana nâhoş geliyor."

"Altıncısı: Ve istiğnâ sebebinin en mühimi, mezhebimizce en muteber olan İbn-i Hâcer diyor ki: 'Salâhat niyetiyle sana verilen bir şey, sâlih olmazsan kabul etmek haramdır.'"

"İşte, şu zamanın insanları, hırs ve tama' yüzünden, küçük bir hediyesini pek pahalı satıyorlar. Benim gibi günahkâr bir biçareyi, sâlih veya velî tasavvur ederek, sonra bir ekmek veriyorlar. Eğer -hâşâ- ben kendimi sâlih bilsem, o alâmet-i gururdur, salâhatin ademine delildir. Eğer kendimi sâlih bilmezsem, o malı kabul etmek caiz değildir."

"Hem âhirete müteveccih a'mâle mukabil sadaka ve hediyeyi almak, âhiretin bâki meyvelerini dünyada fâni bir surette yemek demektir."(1)

Biz de bu düsturları hayatımıza tatbik edebiliriz. Belki bu sebeplerin birçoğu Üstad Hazretlerine has bir durumdur, bize taalluk etmeyen hususlardır ama isabet eden noktaları alıp tatbik etmek en güzel olanıdır.

Biz daha çok hizmete taalluk eden noktalarda bu prensibi tatbik edebiliriz. Yani şahsî hayatımızda dost ve akrabalar arasında hediyeleşme devam edebilir, ama hizmet noktasında istiğnayı insanlara hissettirmek çok mühim ve tesirli bir yoldur. Bu sebeple hizmet adına hareket ederken, tam bir istiğna içinde olmak gerekir. Ama hususî hayatımızda bu tatbik edilir ise, hem gurur gibi anlaşılabilir hem de sünnet olan hediyeleşmeye zıt düşer. İkisi arasında iyi ayırım yapmak gerekir.

Buradaki ücret, işçinin emeğinin karşılığında aldığı maaş değil ki terk edilmesi imkânsız olsun. Burada kast edilen ücret, herhangi bir emek sarfetmeden, bazı dinî hizmetler karşılığında teklif edilen menfaatlerdir ki bunları geri çevirmek istiğna oluyor. Yoksa Müslümanların kendi aralarında birbirleriyle yardımlaşması, dayanışması, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gidermesi çok güzeldir ve dinimizin emridir.

Bir tüccarın geri ödemek şartı ile aldığı borç para istiğna şumulüne girmez. Bedelsiz ve geri vermemek kaydı ile isterse, bu dilencilik ve yüzsüzlük olur. Ama geri ödemek kaydı ile yardım istemesinde bir sakınca olmaz. Asıl insanların eline bakmak ve tamahkârlık etmek gayr-ı fıtrîdir.

(1) bk. Mektubat, İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56
Risalei Nur hizmeti noktasında şahsımıza verilen ile hizmete verilen yardımlar arasındaki fark nedir
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Şahsa verilen yardımlarla hizmete verilen yardımlar farklıdır. Hizmette bulunan bir kişi mümkün mertebe kimseye muhtaç olmamaya çalışmalı ve istiğna düsturunu esas edinmelidir. Hâcât-ı gayr-i zaruriyeyi hâcât-ı zaruriye hükmüne getirip dilenci gibi şahsi menfaat peşinde koşmak Risale-i Nur’a hizmet eden birine çok uzak olmalıdır. İsraftan kendini muhafaza edip, iktisat ve istiğna ile hayatını geçirmelidir. Çok ihtiyacı varsa zekât kabul edebilir. Fakat bu zekât hizmetin mukabili olarak istenilmemeli, verilse hizmetin karşılığı olarak görülmemeli. İkinci Mektup’ta bunun sınırları çizilmiştir. Müracaat edebilirsiniz.

Hizmete gelen yardımlar ise Nur hizmetinden habersiz olan kişilerden geliyorsa dikkatli olunmalı. İkinci Mektup’ta beyan edilen “İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar” ittihamına maruz kalmamak için mümkün mertebe Nur dairesi haricindeki insanların yardımlarını hizmet için de olsa kabul etmemek en selametli yol olacaktır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

İhlas dustürlarına göre halktan maddi yardım istenilmez. Ancak bazılarına bakıyoruz. Halktan yardım (para gibi) istiyorlar. Bu ihlasa zarar vermez mi?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Toplumun ihtiyacını karşılayan cami, Kur’an kursu gibi umumi şeylere yardım talep etmekle, gerek Üstad'ın gerek Nur mesleğinin hususi ihtiyaçlarını temin etmek arasında çok fark var.

Üstad'ın yardım kabul etmesi ilmin izzetine aykırı iken, cami için yardım toplamak ilmin izzetini yüceltmek anlamı taşır. Çünkü cami ve benzeri umumi ibadet yerleri hem İslam’ın simgesi hem de toplumun ihtiyacını karşılayan kurumlardır. Bunlar da ancak umumun yardım ve gayreti ile olurlar.

Üstad'ın ihtiyaçları özeldir / şahsidir, umumun yardımına açık değildir. Nur mesleğinin ihtiyaçları da aynı şekilde Nur mesleğini candan kabul etmiş talebelerinin sorumluluğundadır, dolayısı ile umumun yardım ve gayretine açık değildir.

Ama cami ve Kur’an kursları herkesindir, dolayısı ile herkesin gücü nispetinde yardım etmesi gerekir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...