Block title
Block content

Üstad'ın diğer tefsirlere muhalif olarak farklı yazdığı iki ayet hangisidir? İşaratü'l- İ'caz için bir şaheser denilirken; sebebini belagat kurallarına ve ulum-u Arabiyeye bağlanıyor. Biz bunları bilmeden şaheser olduğunu anlayabilir miyiz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela; Risale-i Nur'un, Ehl-i sünnetin kolektif aklı hükmünde olan icmaya, yani ekser alimlerin ittifak ile kabul ettiği bir hususa muhalif bir fikir ya da yorumu bulunmuyor. Üstad Hazretlerinin diğer tefsirlere muhalif olarak farklı yazdığı ya da yorumladığı iki ayeti ilk defa duyuyoruz. Bunların kaynak ve yerleri belirtilirse ona göre bir cevap verebiliriz.

İkincisi; İşaratü'l-İ’caz adlı eserin şaheserliği ve güzelliği, Kur’an’ın herkes tarafından görülmesi mümkün olmayan ince belagat nüktelerini ve mucize derecesindeki ilmi hususiyetlerini izhar ve ilan etmesinden dolayıdır ki, bu eseri okuyan herkes takdir ve tahsin ediyorlar.

Üçüncüsü; Kur’an’ın belagatine dair yazılan incelikleri ve i’cazını anlamak için, belli bir birikim ve ilmi bir altyapının olması gerekir. Belki okuyan herkes istifade eder; ama her inceliğine ve noktasına nüfuz edip takdir etmesi mümkün değildir.

Dördüncüsü;

"Evet, Kur’ân ile muaraza ve mübarezeye çıkan insanların kuvveti Cenâb-ı Hak tarafından körleştirilerek, muarazayı yapabilecek kabiliyetten sukut ettirilmiştir. Fakat Abdülkahir-i Cürcânî, Zemahşerî, Sekkâkî gibi belâgat imamlarınca, beşerin kuvveti Kur’ân’ın yüksek üslûp ve nazmına yetişemediğinden, aczi tezahür etmiştir. Bir de, Sekkâkî demiştir ki: 'İ’câz, zevkîdir; târif ve tâbir edilemez.' مَنْلَمْيَذُقْلَمْيَدْرِ Yani, fikriyle i’câzı zevketmeyen, târifle vakıf olamaz; bal gibidir."

"Lâkin Abdülkahir’in iltizam ettiği veçhe göre, i’câzı tarif ve tâbir etmek mümkündür. Biz de bu veçhi kabul ediyoruz.”
(1)

İmam Sekkâkî, Kur’an’ın i’cazı ancak belli bir ilmi mertebeye ve dereceye ulaşıp, onu bizzat zevk ederek anlaşılır diyor. Hiç bal yememiş birisine balın tadını tarif etmek nasıl zor ve meşakkatli ise, İ’cazı ilmi ile idrak edemeyen birisine de İ’cazı  tarif ve tabir etmek aynı derecede zor ve meşakkatli bir iştir diyor. Belagat noktasından bu fikir bir ekoldür.

Abdülkahir-i Cürcânî, bu fikrin aksine olarak i’cazın hiç ilmi olmayan birisine dahi tarif ve tabir edilmesinin mümkün olduğunu söyleyerek farklı bir ekol oluşturmuştur. Üstad Hazretleri de bu ekolü destekliyor ve eserlerinde bunun mümkün olduğunu ispat ediyor.

Yirmi Beşinci Söz ve İşârâtü'l-İ'câz bunun misalleri ile doludur. Üstad Hazretleri belagatin çok ince ve latif nüktelerini eserlerinde beyan ve ispat ederek, ikinci ekolün daha isabetli olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim hiçbir alt yapısı ve ilmi kariyeri olmayan birisi de, Üstad Hazretlerinin eserlerinde i’cazı zevk edebilir ve ediyor.

"Meselâ وَلَئِنْمَسَّتْهُمْنَفْحَةٌمِنْعَذَابِرَبِّكَ  [“And olsun, Rabbinin azâbından en küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa...” (Enbiyâ Sûresi, 21:46)] Bu cümlede, azâbı dehşetli göstermek için, en azının şiddetle tesirini göstermekle göstermek ister. Demek taklîli ifade edecek; cümlenin bütün heyetleri de bu taklîle bakıp ona kuvvet verecek. İşte, لَئِنْ lâfzı, teşkiktir. Şek kıllete bakar. مَسَّ lâfzı, azıcık dokunmaktır; yine kılleti ifade eder. نَفْحَةٌ lâfzı, maddesi bir kokucuk olup kılleti ifade ettiği gibi, sîgası bire delâlet eder. Masdar-ı merre tabir-i sarfiyesinde 'biricik' demektir, kılleti ifade eder. نَفْحَةٌ deki tenvin-i tenkirî, taklîli içindir ki, 'O kadar küçük ki, bilinemiyor.' demektir. مِنْ lâfzı, teb’îz içindir, 'bir parça' demektir; kılleti ifade eder. عَذَابِ lâfzı, nekâl, ikab’anisbeten hafif bir nevi cezadır ki, kıllete işaret eder. رَبِّكَ lâfzı, Kahhâr, Cebbar, Müntakîm’e bedel yine şefkati ihsas etmekle kılleti işaret ediyor. İşte, bu kadar kılletteki bir parça azap böyle tesirli ise, ikab-ı İlâhî ne kadar dehşetli olur, kıyas edebilirsiniz diye ifade eder. İşte şu cümlede küçük heyetler nasıl birbirine bakıp yardım eder. Maksad-ı küllîyi, herbiri kendi lisanıyla takviye eder. Şu misal bir derece lâfız ve maksada bakar."(2)

Bu ayette Kur'ân'ın kelime ve cümlelerindeki düzen ve birbiriyle ilişkileri yönünden mucize oluşuna dair bir misal gösteriliyor. Yani ayetin her bir kelimesi ve kelimelerden oluşan cümlenin geneli, aynı maksat ve gayeyi gösteriyor ki; bu cümlenin mucize derecesinde olduğunu gösteriyor. İnsan takatinin altından kalkabileceği bir cümle kelime ilişkisi değil bu cümleyi terkip etmek...

Dipnotlar:

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 23 ve 24. Âyetlerin Tfesiri.

(2) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...